“İnsan olmak, insana yakışır bir uygarlık kurduktan sonra gelecek kuşaklara, hatta binlerce yıl sonrasına, insanların yararlanabileceği yapıtlar bırakmayı gerektirir.
Bir tek cümle de olsa, dağlar yüksekliğinde bir yapı da
olsa insanın bütün çabalarının başlangıcında iletişim vardır.
Dört dizelik bir şiir de, karmaşık bir kimya formülü de,
200 katlı bir gökdelen de insanca bir iletişim sürecinin sonunda ortaya çıkmaktadır. İnsanın ve insanlığın gereksinimi olan bütün gerekler
insanlar arasındaki iletişim süreçlerinin ürünüdür.
Bu nedenle, bizzat insanların neden olduğu iletişimsizlik örneklerine karşın; insan olmak iletişim kurmaktır.
İletişimden bahsedince, aklıma bir de sevdiğim
bu hikaye geldi, yorumu size bırakıyorum 
Gelin, kaynana karşı karşıya oturmuşlar :
Kaynana ; - Gelin, sen daha yenisin, birbirimizin huyunu suyunu
oturup konuşarak anlayalım, demiş.
Gelin de ;- Tabi anne, konuşalım, demiş.
Kaynana başlamış anlatmaya: - Aman kızım benim üç halim vardır,dikkat et.
Saçıma gül takmışsam; neşeli olurum. Her yola gelirim.
Kulağımın arkasına gül takmışsam, havamda olmam.Çok ısrarcı olma.
Eğer ki yakama gül takmışsam, sakın etrafımda dolaşma çok sinirli olurum.
Kaynana lafını bitirince,bu sefer gelin başlamış lafa ; - Anne benim hâlim malim yoktur. Ben bacak bacak üstüne atarım, sigaramı yakarım. Sen gülü nerene takarsan tak , ben keyfime bakarım !
İletişim yanlız insanlara özel değildir. Doğadaki tüm canlılar bir türlü iletişim içindedir. İnsanları bir biri ile iletişim içinde olamamaları ise bunu istememeleri ve egolarındandır çünki ilwtişimin sonunda bir birimizi anlarız ve anlarsak ona göre davranmak zorunda kalırız. Oysa iletişimi kurmazsak böyle bir mecburiyet duymayız.
Hikaye ye gelince, sanıyorum gelin kaynana çok iyi anlaşacaklar, sarısı damadın başına. :)