Pazartesi sendromu yaşarken bir dost candan ileti alıyorum. Ekinde iki özgün türkü… Tek tek tıklıyorum türküleri.
Birinde:
“Şimdi yalnız fenersin
Yolcusuz bir istasyon
Çok mu yakıyor hayat
Dönüp kendine yaslan
Ümitlerine yaslan
Kendine yaslan “
Diyor.
Diğer türküyü bir başka sanatçı seslendiriyor:
“İnsanın dostları olsa, yürekten olsa
Acılarda, bayramlarda yanında olsa
Nasıl bir servettir bunun farkında olsa”
Bazen tuhaf bir yalnızlık sarar bedeninizi Güçsüz hissedersiniz kendinizi. Eliniz kolunuz tutulur. Hayatta yapamadıklarınız hesap sorar sanki. İncinmiş, yaralanmış, kanamışsınızdır.
Hani büyük bir hastalık geçirir ya bünyeniz. İyileşirken nekahet dönemindeki girersiniz ya. Öyle gibisiniz sanki.
Ama içinizde henüz tomurcuklanmamış umutlarınız vardır. Bir türkü, hiç beklemediğiniz bir dost selamı açtırır tomurcuğu. Tazelenirsiniz. Yaranız iyileşir, acınız hafifler. Çünkü size değen el bir dostun avucunda yüreği olan elidir.
İlk türküyü Rojin seslendirmiş…
İkinci türkü Hilmi Yarayıcı’nın…
İki türkü de umut ve cesaret yüklüyor. Bırakmayın hayatı, asılı asılabildiğiniz kadar diyor.Yorulduğunuzda ve yalnız kaldığınızda kendi yüreğinize yaslanın.Ama yenilmeyin,pes etmeyin diyor.
Ve dostun ama gerçek dostun ne kadar önemli bir olgu olduğunu da vurguluyor. En büyük değerin ve servetin dost olduğunu söylüyor.
Türkülerimiz işte bu. Bizi bize anlatıyor. Bazen ağıt bazen sevda ve bazen de direnmenin ruhu olup yüreklerimizi çağıl çağıl akan bir ırmak gibi yıkayıp arındırıyor.
Siz siz olun hüzün kapınızı çaldığında, yalnızlık canınıza tak ettiğinde ya bir dosta sığının ya da türkülere.
Dost da…
Türküler de yalnız koymaz yüreğinizi.
Türküleri gönderen can dosta teşekkür ediyor ve istiyorum ki okuyanlarım da hissettiklerimi duyumsasın.