Bu hayatta hepimiz kendimizi sevmek isteriz. İnsan değer verilmek ve sevilmek ister bu arzu ve arayış bir ömür boyu sürer. İyi şeyler yaptığımızı düşündüğümüzde dönüp etrafta bizi takdirle süzen gözler veya bir alkış sesi ararız. Çevremizde bizi sevgiyle sarmalayacak insanların olması başımıza gelen dertlere karşı durabilmek için çok önemlidir. Dostluğa yarenliğe akrabalığa ve aileye sahip çıkmamız gereken bir çağdayız. Dert mıknatası olmak yani herkesin dertlerini kendine çekerken kendi dertlerini kimseyle paylaşmamak iyi bir yol değildir.
Bu tür insanlar sırtlarına taşıyabileceklerinden fazla yük almış olurlar. Duygularını sürekli bastırarak "kan kusup kızılcık şerbeti içtim" diyerek yaşamak da iyi bir yol değildir. Hep ah vah ederek yazıklanarak acıların kadını veya erkeği olarak yaşamak da insanı gereksiz yere hırpalar. Hayatın sorumluluğunu üzerimize almalı seçtiğimiz yolun sonuna dek kararlılıkla yürüyebilmeliyiz. Şikayet etmek yerine şikayet ettiğimiz şeyi değiştirmeye çabalamalıyız. Neyi değiştirip değiştiremeyeceğimizi iyi hesap etmeliyiz.
Kendi etrafımıza ördüğümüz kozalarımızda o küçük dünyalarımızın içinden çıkıp büyük resme bakabilirsek iyi bir insan olmak ihtiyacını ruhumuzda en yıkıcı biçimiyle hissedeceğiz...Çabasız tatmin insanı sükuna erdirimez. Sadece yabancılaşma sıkıntı ve değersizlik duyguları yaratır. Kimi insanlar vardır hayatları boyunca parayı koklar o kokuyu aldıkları yöne seyirtir. Kimileri iktidar açlığı içindedir oturdukları koltukla yüceldiklerini sanır... İnsanların çoğu güvensizliğini iyileştirme telaşındadır. Oysa güzelliğii yiliği ve hakikati aramayan bir ömür sonunda insana beyhude bir debelenme hissinden başka ne verebilir? Herkesi aynı kaderin beklediği hayatların farklı farklı ancak kaderin ortak olduğu bir dünyada kimin kazanıp kimin kaybettiğini nereden bileceğiz? Ne banka hesabımız ne de oturduğumuz koltuklar ölüme karşı bir panzehir sunuyor. Kader ortak.
En güzeli hayatın akışına kendimizi katmak hayattan öğrenmek hayatın her anını bir mucize duygusuyla yaşamak. Hayatın ufak ayrıntıları arasında saklanmış olan mutluluğu ve güzelliği fark edebilmek. Bir gülü koklamayı bilmeli var olmakla dünyada kötü giden bir şeyleri değiştirebileceğini varlığının dünyayı güzelleştirebileceğini fark etmek.
"Bahane bulmayan mazeret üretmeyen insanlar hayatı güzelleştirir. Onların lakırdıyla dedikodu ve yakınmayla kaybedecek zamanları yoktur. Bir sorun ortaya çıktığında önce kendilerini düzeltmeye talip olur ve dışarıdaki sebepleri bahane ederek minderden çekilmezler. Olumsuzluğu dış şartlarda aramak başarısızlığı baş edilmesi güç büyük sebeplere atfetmek kafamızı kuma gömmekten başka bir şey değildir. Kendi eksikleriyle yüzleşip kendilerini geliştirebilen insanlar günümüz Türkiye’sinde pek sevilmiyor özellikle bazı tutucu kesimler herkesin hayat döngüsü içinde herkesin yerinde kalmasını kimsenin kimseyi şaşırtmamasını istiyor. Oysa hayat akıp giden bir ırmak gibi her dönemeçte suyunu çoğaltıyor ve tazeleniyor. Ümit sahipleri hayattan öğrenebilen insanlardır. Öteki sesleri dinleyebilmek öteki sesleri içine alarak zenginleşmek ve gelişmek insanın tekâmülü için olmazsa olmazdır."
[BLINK]
‘’Istırap sadece ondan bir anlam devşirebiliyorsak katlanılabilir bir şeydir’’ [/BLINK]