You are not logged in.

Üyelik Açıldı !...Üyelik Açıldı !...Üyelik Açıldı !...Üyelik Açıldı !...

Dear visitor, welcome to ONUR BOARD. If this is your first visit here, please read the Help. It explains how this page works. You must be registered before you can use all the page's features. Please use the registration form, to register here or read more information about the registration process. If you are already registered, please login here.

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

1

Monday, February 19th 2007, 10:58pm

Diabet, Şeker hastalığı

Kein Titel

Diabet, Şeker hastalığı

Şeker hastalığ genelikle endüstri ülkelerinde görülen bir rahatsızlık olup, 1994 verilerine göre Almanyada 4 milyon diabet hastası bugün 7 milyona ulasmıştır. Bunun 6,5 milyonunu Tip 2 veya Yaşlılık diabeti olarak bilinen diabet olup, genelikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan türdendir. Bununda % 20’si insulin iğnesi vurulmaktadır. Tip 1 ise diabeti ise çocukluk, gençlik veya ilk olğunluk devrelerinde ortaya çıkar ve ilerler. Diabet pankreas rahatsızlığı nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur.

Pankreasın insulin salğılayan langerhals hücrekümelerinin  (langerhans istets) tahrip olarak görevinin yapamaz halle gelir. Başka hastalıklarda diabette sebep olabilir ve bunların başında uzun süre kortison
alama, sürekli idrar söktürücü ilaçlar (diüretika) alma, gelişmek için hormon hapları alma gibi sebepleri sayabiliriz.

Diabetin belirtileri: oldukce sık idrar yapma (poliuri), aşırı susuzluk çekme (polidipsi) iştahsızlık nedeniyle zayıflama, hastalığın başlanğıcında çok aşırı açlık hissetme, döğülmüş gibi dermansız-, yorğun- ve kuvvetsiz hissetme, ağız kuruması ve geçeleri baldır kramplarını sayabiliriz.

Diabet hastalarında  bazı hastalıklarda ortaya çıkabilir ve bunların başında: iyilesmesi çok uzun süren yaralar özeliklede ayak ve baldırlarda, görmebozuklukları, sinirlerin tahrip olması, nedeniyle ayaklarda karıncalanması, kalpenfaktürüsü ve cinsel ikdıdarsızlık ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir insanın aç karnına kanındaki glukoz oranı 70-110 mg/dl  iken , şeker hastalarında  bu en az 126mg/dl’dir. Geniş bilgi için pankreasa bak.

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

2

Monday, February 19th 2007, 11:19pm

Kein Titel

Modern çağın sorunu Diabet...

Tıptaki adıyla “diabetes mellitus”, günlük dildeki adıyla”şeker hastalığı”, çağlardan beri bilinen bir hastalık ... Eski kaynaklarda, tam anlamıyla olmasa da, sürerli idrara çıkma, çok susama gibi bazı belirtilerine ilişkin doğru tanımlar yer alıyor. Örneğin, M.Ö. 1500’lerden kalma Ebers papirüsünde ve eski Hint uygarlığının ünlü hekimleri Bharadvaj ve Atreya’nın öğretilerinin derlendiği “Çarak Samhita”da, daha M.Ö. 600 yıllarında sürekli idrara çıkmadan söz ediliyor. Yine Hintli bir hekim olan Dhanvantari M.Ö. 400’lerde, tatlı idrar anlamına gelen “madhumeh” hastalığını tanımlıyor. Uzakdoğu’daki öncü ise, “susuz hastalığı”na M.Ö. 200’de dikkat çeken Çinli hekim Tehang Tehong King..  

       İdrarın vücutta tutulmaması, sürekli atılması belirtileriyle seyreden bu hastalığın isim babasının ise, Yunan-Roma dünyasının ünlü hekimi Kapadokyalı Areteus olduğu biliniyor. Areteus, bu tür hastalıkları genel olarak, Yunanca’da “aradan geçen” anlamına gelen “diabetes” adı altında toplamıştı. Diabet adıyla anılan hastalıklar arasından “diabetes mellitus” ya da “şekerli diabet” in ayrılması, 1664’te İngiliz Thomas Willis’in çalışmalarıyla gerçekleşti. Diabet ailesinin öteki üyeleri ise, “şekesiz diabet” (diabetes insipidus)ile “renal diabet” (diabetes innocens, renal glikozüri) terimleriyle tanımlanır.

       Şekerli diabet; şekerlerin, bir başka değişle karbonhidratların organimada özümlenmesi sırasında ortaya çıkan bir bozukluğa bağlı olarak gelişiyor. Kanda sürekli biçimde şeker fazlalığı (hiperglisemi) görülüyor; bu fazlalık idrar yoluyla vücuttan atılıyor (glikozüri)... Aşırı susama ve çok sık idrara çıkmayla beliren şekersiz diabette, kan şekeri normal düzeyde seyrederken idrarda şeker bulunmuyor. Sorun, antidiüretik hormonlardaki bir eksiklikten kaynaklanıyor.

       Renal diabette ise, idrarda şekere rastlanmakla birlikte, kan şekeri düzeyi normal seyrediyor. Bundan da, her sık idrara çıkan ve çok susayan kişinin derdinin şekerli diabet olmadığı gerçeği çıkıyor. Ancak şekerli diabet, ötekilere oranla çok daha yaygın bir sorun... Bu nedenle süreç içinde, “diabet” yalnızca şekerli diabeti gösteren bir terim niteliğine büründüğünden, günümüzde şekerli diabet ya da şeker hastalığı anlamında kullanılıyor.

       Diabetin kökeninde, şekerin hücrelerce özümlenmesi sırasında gelişen bir kusur yatıyor. Yani, burada söz konusu olan metabolizmadaki bir anormallik... Bu anormalliğin ortaya çıkış mekanizmasını daha iyi kavrayabilmek için organizmanın normal işleyişine kısaca değinmek gerekiyor.

       Yemek sırasında, sindirim sistemine karbonhidrat (şeker), protein, lipid (yağlar) şeklinde bir yakıt akışı başlar. Bu maddeler sindirim sisteminin çeşitli bölümlerinde kendilerini oluşturan birimlere parçalanarak sindirime uğrarlar. Daha sonra, bağırsak duvarlarını aşıp kan dolaşımına katılırlar ve kan yoluyla vücudun bütün hücrelerine dağılırlar. Karbonhidratlar sindirimin sonuç ürünü glikozdur ve bunun önemli bir kısmı glikojene (basit anlamda depo şeker) dönüşerek karaciğerde ve kaslarda depolanır. Yemek aralarında vücut enerji ihtiyacını bu depolardan sağlar. Burada, sindirim olayının tersine işleyenn bir süreç söz konusudur. Glikojen, kendini oluşturan glikoz birimlerine ayrılarak kana salınır ve buradan da organlara ve hücrelere gönderilir.

       Depolardan hücrelere, hücrelerden depolara yönelen sürekli akış ve çekilişi hem düzenleyen hem de yöneten bir sistem vardır: hormon sistemi... Karbonhidratların sindiriminden, enerjinin yönetiminden sorumlu hormon ise “insülin”dir. İnsülin, bir içsalgı bezi olan pankreas tarafından üretilir. İnsandan başka tüm öteki omurgalı canlılarda da bulunur. Pankreas, midenin arkasına ve onikiparmak bağırsağı kıvrımına yerleşmiş, yetişkinlerde yaklaşık 16 cm’ye ulaşan bir organdır. İşlevlerinden ikisi, özellikle çok önemlidir. Bunlarda ilki, besinlerin sindirimi için bağırsaklara çeşitli enzimler içeren bir özsu salgılamaktır. İkincisi ise, “Langerhans adacıkları” denen hücre kümeciklerindeki “beta” hücrelerinden insülin, “alfa” hücrelerinden ise glukagon salgılayarak kana aktarmaktır. Bu iki hormon ortaklaşa çalışırlar; dokulardaki şeker tüketimini denetlerler ve düzenlerler.

       Besinler, özellikle de glikoz, sindirim sisteminden kana geçince pankreas da kana insülin salar. Aslında pankreas çok önce, daha glikoz kana ulaşmadan çalışmaya başlar. Yemek masaya konduğu anda, görme ya da koklama duygusu yoluyla güdülenip işe koyulur. İnsülin, karaciğere ve kaslara glikozla eşzamanlı olarak ulaşır; büyük bir hızla, glikozun glikojen şeklinde depolanmasında anahtar görevini üstlenir. Sonuç olarak insülin, glikozu kandan dışarı çıkartmak, kullanılması ya da depolanması için organlara sokmak, kandaki şeker düzeyini aşağı değerlere çekmek görevini üstleniyor. Dahası insülin, glikozun hücrelere girmesi ve aminoasitler, yağ asitleri gibi karbonhidrat içermeyen maddelerin depolanması için de çalışır.

       Pankreas yemek aralarında, bir anlamda dinlenmeye çekilir. Bu evlerde, çok az miktarda, glikozun yakılmasına yetecek kadar kana insulin verir. Çünkü, insülin anahtar görevini yapamazsa, glikoz, hücrelerin büyük bir kısmına giremez, dolayısıyla yakılamaz. Bu yüzden, tam yemek sırasında insülin ihtiyacı üst düzeye çıkar, yemek aralarında ise daha azalır.

      Kanda şeker düzeyi düşünce, insülin salımı azalır ve kan şekeri düzeyini artırıcı hormonlar (glukagon, katekolaminler,  büyüme hormonu, kortizol) devreye girer. Ardından, depolardan glikoz çekimi başlar. İşte, karbonhidrat metabolizmasını düzenleyen bu sistemin herhangi bir nedenle bozulması, diabetin ortaya çıkmasına yol açar.

Sistem şunlardan bozulur:

İnsülin yokluğu

İnsülinin etkisizliği.

       Konuyu daha iyi kavraya bilmek için vücudu bir otomobile, pankreası benzin deposuna, insülini de benzine benzetelim. Ve arızanın mekanizmasıyla arızanın nedenlerini birbirinden iyice ayıralım. İnsülin yokluğunda, arızanın mekanizması depoda hiç benzin bulunmaması, yani “kuru arıza”dır; nedenleri ise benzin doldurmayı unutmak, deponun benzin sızdırması, benzin istasyonlarının kapalı olması vb’dir. İnsülinin eksizliğinde ise, arızanın mekanizması benzin akışındaki bir kusurdur; nedenleri de benzin pompasının bozulması, benzin borusunun kirlenmesi, karbüratörün tıkanması vb. olabilir.

       İki büyük diabet tipinden başka, bir de “ikincil” tanımı kapsamına giren diabet türleri vardır. Bunların başında pankreasın yıkımına yol açan hastalıklar (pankreasın ameliyatla çıkarılması, hemokromatoz, kronik pankreas iltihabı) gelir. Bu durumlarda insülin üretimi durur. Cushing sendromunda kortizol, feokromositomda (böbreküstü bezi tümörü) katekolaminler, akromegalide (aşırı büyüme hastalığı) büyüme hormonu gibi insülinin tersine çalışan, yani kan şekerini yükselten bazı hormonların aşırı salgılanması da diabete yol açar. Bir başka grubu ise bazı ilaçların alımına bağlı gelişen diabet oluşturur. Kısaca doğum kontrol hapları, kortikosteoridler, bazı idrar söktürücü ilaçlar. Ve bazı projesteron tedavilerin diabete neden olabilir. Bunlar diabete aday kişide hastalığın ortaya çıkmasını kışkırtan etkenlerdir. Çok daha ender olarak bazı genetik anormallikler (Turner ve Klinefelter sendromları) bazı dokulardaki (karaciğer, yağ ve kas hücreleri) insülin alıcılarının anormalliği ve insülin bizzat kendi kalitesindeki bozuklukta (insülinopati) diabet gelişebilir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı sınıflandırmaya göre öteki diabet türleri de şunlardır: Gebelik diabeti, glikoz intoleransı... Gebelik diabetine oldukça sık rastlanır. Gebeliğin yol açtığı hormon değişiklikleri, kan şekeri düzeyinin yükselmesine neden olur. Bu sırada kan şekerinin normalin üstüne çıkması, anne adayının bu yükü kaldıramadığını kanıtlar. Doğumdan sonra, gebeliğin getirdiği metabolizma ve hormon değişiklikleri ortadan kalktığı için kan şekeri genellikle normal düzeye iner. Ancak, süreç içinde araya giren çevresel faktörler (ateşli hastalıklar, stres vb.), yeni gebelikler, pakreasın insülin salgılama gücünü git gide azaltır ve Tip 2 diabet ortaya çıkar. Gebelik diabetinde uygulanacak tedavi, hem gebeliği hem de diabeti göz önünde bulundurur. Duruma uygun bir beslenme programı düzenlenir, gerekirse insülin tedavisi uygulanır.

 

Diabetin kökeninde,besinlerdeki şekerlerin hücrelerce özümlenmesi sırasında gelişen bir kusur yatıyor. Bireyi bedeninin hakkında bilgi sahibi yapmadan hiçbir hastalığı tedavi etmek mümkün olmadığı gibi, diabeti de tedavi etmek zorlaşıyor... Onu hastalık boyutundan çıkarıp yaşam yaşam biçimine dönüştürmeye çalışan çağdaş tıbbın temsilcileri, diabet konusunda hastayı tedavi sürecine katmadan, yaşadığı veya yaşayabileceği sorunlar hakkında bilgilendirmeden başarı sağlanacağına inanmıyorlar...

 

              Glikoz intollerası ise gerçek bir diabet sayılmaz. Burada, çoğunlukla şişmanlığın, yağ metabolizmasındaki bir sorunun (hiperlipoproteinemi) ve yüksek tansiyonun eşlik ettiği bir anormallik söz konusudur.

       Hangi tipte olursa olsun, tedavi edilen ve perhize özen gösterilen diabet yalnızca bir sorundur. Aksi taktirde ciddi bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Diabet gelecekteki komplikasyonları önceden bilinebilen ender hastalıklardan biridir. O nedenle, diabetle başa çıkabilmenin temel ilkesi “önlemek tedavi etmekten kolaydır” şeklinde özetlenebilir.

       Diabete çıkabilecek komplikosyonlar akut (kısa süreli) ve kronik (yıllar içinde) olmak üzere iki grupta toplanır. Akut komplikosyonlar hipeglisemi (kan şekerinin düzeyinin normalin altına inmesi), hipeglisemi (kan şekerinin düzeyinin normalin üzerine çıkması) ve buna bağlı olarak kanda keton cisimciklerinin artışıyla gelişen “ketoasidoz”dur. Kronik komplikasyonlar ise şöyle özetlenebilir: Kalp-damar hastalıkları; yüksek tansiyon; gözde katarakt, retinopati; böbrekte nefropati, yetmezlik; sinir sisteminde nöropati; deri, ayaklar, üreme organları, idrar yolları, akciğer gibi bölgelerde yerleşen enfeksiyonlar...

       Kronik komplikasyonların oluşumunda başta gelen etken hiperglisemi, yani iyi tedavi edilmeyen diabettir. Hiperglisemi sırasında kan bol miktarda glikoz içerir. Glikoz kimyasal yapısı gereği yapışkan bir maddedir. Kan aracığıyla vücudun her hücresine girer. Hem kandaki hem de hücrelerdeki proteinlere yapışır.

       Kandaki şekerin sürekli yüksek olduğu durumlarda, bu proteinlerin üstüne giderek artan oranda glikoz kümelenir. Hücre ya da doku görevini yapamaz hale gelir. Sonuçta “kronik” grubuna giren komplikasyonlar ortaya çıkar. Sözgelimi, yüksek tansiyonun sıkça görüldüğü bir aileden gelen diabetli, kendine özen göstermiyorsa, bu bakımdan önemli bir riskle karşı karşıyadır.

       Diabet tedavisinde temel hedef kandaki şeker düzeyini “sürekli olarak normal ya da normale yakın değerde” tutmaktır. Bunun ilk basamağını perhiz oluşturur. Genel ilkelerin dışında perhiz, kişinin fizyolojik yapısına (cins, yaş, kilo), sağlık durumuna (Tip 1 yada Tip 2 diabet, gebelik diabeti, diabete eşlik eden başka hastalıklar vb.) ve toplumsal konumuna (okul, meslek, yaşam biçimi vb.) göre düzenlenir. Amaç, diabetlinin dengeli ve doğru beslenmesidir. Diabet perhizi tek cümleyle şöyle özetlenebilir: Gereken, zamanında ve yeterince yenmelidir. “Gereken”, besinlerin türünü; “zamanında”, düzenlenen öğünlerin aynı saatte alınmasını; “yeterince” verilen miktarın aşılmamasını ifade eder. İlk besin grubunu oluşturan karbonhidratlar (şekerler), sindirilme hızı bakımından üçe ayrılır. Toz ya da kesme şeker biçimindeki sofra şekeri ve sofra şekeri içeren tüm besinler (tatlı, reçel, hazır meyve suyu vb.) ile bal diabetlilere yasaklanmıştır. Yanlızca hipoglisemi sırasında kullanılabilir. Kana büyük bir hızla karıştıklarından, bunlara “koşan şekerler” diyebiliriz. Kana nispeten yavaş karışan “yürüyen şekerler” biraz daha güvenli besinlerdir. Başlıca temsilcileri, nişastalılar (ekmek, prinç, patates, makarna, mercimek gibi kuru sebzeler vb.) meyveler (trunçgiller, elma, armut vb.) ve sütlü besinlerdir (yoğurt vb.). En yavaş sindirilen ve bu yüzdende diabetli için en güvenilir sayılan besinler “tırmanan” şekerlerdir. Tüm taze sebzeler ve işlenmemiş tahıllar bu grupta yer alır. Bu bakımdan bolca sebze yemek, beyaz ekmek yerine kepeklisini tercih etmek sağlıklı beslenmenin ilk adımlarıdır. Ayrıca lif bakımından zengin olmaları değerlerini bir kat daha artırır. “Doğru” karbonhidrat içeren (yani yüreyen şekerlerden sınırlı, tırmananlardan ise biraz daha fazla) besinleri alma, gerek Tip 1 gerekse Tip 2 diabette, vücudun insülini çok daha iyi kullanabilmesini sağlar.

       Proteinler (et, balık, süt, yumurta vb.) gelişme dönemindeki diabetliler için önemlidir. Yetişkinlerde hayvansal proteine daha az yer verilir. Tip 2 diabette aşırı protein içeren bir beslenme, karaciğerde proteinlerin glikoza dönüşümünü hızlandırır ve kana glikoz geçişi artar (glikoneogenez). Başka bir anlatımla, diabette, karaciğer etin fazlasını karbonhidrata dönüştürüp tekrar kana verir. Ayrıca son veriler, aşırı proteinle beslenmenin böbreklerde diabete bağlı bozuklukları hızlandırdığını göstermiştir. Yağ ise yoğun bir enerji kaynağıdır. Kilo sorunu olan kişilerde yağ tüketimi en az düzeye indirilir. Hayvansal yağlar ve margarin yerine bitkisel kökenli sıvı yağlar önerilir.

       Diabet tedavisinin ikinci aşamasını egzersiz (yürüyüş, spor) oluşturur. “Bilerek” yapılan bir egzersiz kaslarda birikmiş glikozun yakılmasını sağlar. “Bilerek”, çünkü kan şekeri 200 mg/dl’nin üstünde ise egzersizin yararı değil, zararı olur; diabetlilerin dalma, paraşütle atlama gibi bireysel sporları yapması doğru olmaz... Egzersizi, eğer gerekiyorsa ilaç (insülin, şeker düşürücü tabletler) izler. Tıbbi desteğin en önemli basamağı ise perhiz, egzersiz, ilaç kullanım kuralları ve diabetlinin kendini izlemesini kapsayan eğitim sürecidir. Kişi, bu süreçte kazandığı yeni alışkanlıkları günlük yaşamına ne kadar çabuk uyarlarsa, diabetle yaşamayı o kadar kolay benimser.

       Evet diabet kronik bir hastalıktır. Ama önerilere dikkatle uyulduğunda bir gün tıpkı vejetaryenlik gibi bir yaşam biçimine dönüşüverir. Burada kişiye düşen yükümlülük diabetle yaşamak kaçınılmazsa, onun kölesi değil efendisi olmaktır. İngiliz yazar R.L. Stevenson’ın dediği gibi “Yaşam her zaman iyi kağıtlarla oynanan bir oyun değildir. Önemli olan kötü gelen eli iyi oynamaktır...” Bu son cümle de hem modern yaşamın gereklerine hem yeni alışkanlıklarına uyum göstermeye çabalayan diabetlinin, en önemli ihtiyacı olan moral desteğinin bir özetini oluşturur...       Bu durum günlük dilde “gizli şeker” diye anılır. Kişi, potansiyel diabetli sayılır. Açlık kan şekerinin normal olmasına karşın ağızdan glikoz verilerek yapılan glikoz tolerans testinin (şeker yükselme testi) değerleri yüksek çıkar.

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

3

Monday, February 19th 2007, 11:23pm

Kein Titel Şekerli Diabet Tiplerinin Sınıflandırılması...

TİP 1

       Diabet de, tıpkı örnekte ki gibi mekanizmalarına ve nedenlerine göre farklı tiplere ayrılır. Batı ülkelerinde, “insüline bağımlı diabet” ve “insüline bağımlı olmayan diabet”gibi genel olarak iki tipte incelenir. Tropikal ülkelerde de diabete rastlanır; ancak bunun başlıca nedeni kötü beslenmedir ve tümüyle farklı bir tip gösterir.

       Tip 1 diabet her yaşta ortaya çıkabilir. Ancak yaygın olarak çocukluk ve ergenlik dönemlerinde görülür. Bu yüzden genç tipi , “juvenil diabet” diye anılır .Tip 1 diabete yakalanan bireylerin kiloları genelde normal olduğundan zayıf diabet de denir. Diabet tipleri içindeki oranı yüzde 5-15’tir.

       Tip 1 diabette insülin neden yoktur?Bu sorunun cevabı bağışıklık sisteminde saklıdır. Şimdiye kadar yapılan araştırmaların sonucu Tip 1 diabetin otoimmün bir hastalık olduğu doğrultusundadır. Çünkü, organizma kendi hücrelerini yıkmaktadır.

       Otoimmün bir hastalıkta, bağışıklığı güçlendirici hücrelerin etkinliği ve antikor üretimi vücudun bazı dokularına yönelir ve o dokuyu zararlı belleyerek yıkar. Bu antikorların Tip 1 diabetteki düşmanları ise Langerhans adacıklarındaki beta hücreleridir. Yani, diabetlinin bedeni kendi hücrelerine saldırıp yıkmaktadır.

       İnsüline bağımlı diabette kalıtım faktörleri fazla önemli bir role sahip değildir. Yıllar boyu yürütülen gözlemler çevresel faktörlerin (virüs ya da bakteri etkenli hastalıklar,ruhsal ya da fiziksel travmalar, aşırı stres vb.)ön plana çıktığını göstermiştir. Bunu kanıtlayan verilerin en önemlisi ise, virüs hastalıklarının (nezle,gripvb.) çok yaygın görüldüğü sonbahar ve kış aylarında Tip 1 diabet vakalarının doruk bir patlamaya ulaşmasıdır. Burada önemli bir noktayı vurgulayalım:Her zatüre olan, kızamık köken ya da gribe yakalanan kişinin insülin üretimi sekteye uğramaz. Bunun için kişinin, ayrıca bazı biyolojik belirliyicileri (marker) taşıması da gerekir.

       Bu belirliyicileri saptamaya,yani insüline bağımlı gelişecek bir diabetin erken teşhisine ilişkin en son ve umut verici çalışma, 12-16 Eylül 1995 ‘te Stockholm’de toplanan EASD (European Association Study For Diabetics) 31. Yıllık Kongresi’ne Londra’dan katılan Dr. Edwin Gale ve arkadaşlarınca açıklandı. Buna göre üç biyolojik belirleyicinin birlikte değerlendirilmesi ile Tip 1 diabet çok erken dönemde, hem de % 98 gibi yüksek bir oranda tanınabilecek.      

Söz konusu belirleyiciler şunlar:

ICA (adacık hücre antikoru; ülkemizde ölçülüyor);

GAD 65 (glutamik asit dekarloksilaz, molekül ağırlığı 65 kd; yakında ülkemizde de ölçülebilecek);

GAD 37 (glutamik asit dekarloksilaz, mol.a. 37 kd; henüz araştırmalarda kullanılıyor).

       Araştırmalar, Avrupa’da çok merkezli bir şekilde, ENDIT projesi adı altında yürütülüyor. Bu maddeler, en çok insülin bağımlısı diabetlilerin çocuklarında ve kardeşlerinde aranıyor. Üçü birlikte saptandığı takdirde, vücuda bağışıklığı değiştiren maddeler verilerek pankreastaki yıkımın önlenmesi amaçlanıyor.

       Kalıtsal risk faktörüne gelince...Bir çocukta insüline bağımlı diabet varsa, kardeşleri için risk % 5-10; anne ya da baba aynı durumdaysa çocuklar için risk % 1-2 veya daha azdır.

       Tip 1 diabette tıbbın gerçekleştirdiği bir başka ilerleme de organ naklidir. Pankreas adacıkların nakli, geleceğe yönelik çok büyük bir umuttur. Nakil işlemi, oldukça kolay bir ameliyatla yapılır. Ancak,asıl güçlük ameliyat sonrasında ortaya çıkar. Bugüne kadar tüm dünyada 5.000 dolayında pankreas adacık nakli yapılmıştır. Ama ne yazık ki bunların yarısında, bir yılı içinde nakledilen adacıkların işlevlerini yitirdiği saptanmış ve nakil yapılan hastalar tekrar insülin kullanmaya başlamışlardır. Bunun en önemli nedeni, nakledilen pankreas adacıklarına karşı vücudun savunmaya geçerek antikor oluşturması ve yabancı saydığı bu “cisim” leri reddetmesidir. Araştırmalar halen sürüyor ve bu konudaki en yoğun çalışmalar ABD’de Minnesota’da ve İtalya’da Milano’da yapılıyor.

 

TİP 2

Şekerli diabeti öteki tipi, insüline bağımlı olmayan diabet (İBOD ya da Non-İnsülin Dependent Diabetes Mellitus, NIDDM), “Tip 2” terimiyle gösterilir. Burada, Tip 1 diabetin tersine, insülin eksikliği söz konusu değildir. İnsülin bazen normal, hatta yüksek miktarda salgılanmaktadır. Ancak bu defa pankreasın üretimi ihtiyacı karşılamamakta ve insülin etkisiz kalmaktadır. Yani, sorun insülinin yetersizliği ya da etkisizliği olarak tanımlanabilir. Bu durum, büyük ölçüde aşırı kiloya bağlı olduğundan, daha çok şişmanlara özgü bir hastalıktır. Bu yüzden şişman diabet, genellikle orta yaş ve üstünde çıktığı içinde “yaşlılık diabeti” gibi adlar alır.

Tip 2 diabette insülinin yetersizliği ya da etkisizliği şöyle açıklanabilir: Kandaki insülin düzeyi normaldir ama bu insülin hücrelere tutunamadığından kandaki glikoz hücreye giremez. Buna "i“sülinin etkisizliği” (insülin direnci) denir. Bu durumda hücrenin enerji ihtiyacını karşılamak üzere glikojen depolarından sürekli glikoz çekilir. Sonuçta kan şekeri sürekli yükselir; pankreasın süreç içinde yorulmasıyla insülin salgısı da azalır.

Bu tip diabetin gelişiminde kalıtımın ve aşırı kilonun rolü çok önemlidir. Ayrıca fiziksel etkinliğin ( hareket, egzersiz vb.) azlığını ve beslenme biçimini de göz önünde tutmak gerekir. Sözgelimi, batı tarzı beslenmeye başlayan Eskimolar arasında diabetli sayısı anlamlı derecede artmıştır. Sofra şekeri içeren besinlerin fazla tüketilmesini diabete yol açıp açmadığı konusu henüz tartışmalıdır. Ancak, kırsal kesimde geleneksel yaşam biçimini koruyanlara oranla, batılı tipte modern yaşama geçenler arasında diabete daha sık rastlanmaktadır. Bu bağlamda göçmenler arasında yapılan araştırmalar çok ilgi çekici sonuçlara ulaşmıştır: Afrika’da diabetin ender görülmesine karşın, Siyah Amerikalılar Beyazlar’a göre Tip 2 diabeti daha çok tutulmaktadırlar. Hindistan’da yaşayan Hintlilere göre, Güney Afrika’ya göçmüş Hintliler arasında diabet çok daha sık görülmektedir.

Tip 2 diabetin tedavisi temel olarak, kişinin beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesine dayanır. Gerekiyorsa, ağızdan şeker düşürücü ilaçlar verilir. Bazen de hastanın durumuna göre geçici olarak ya da sürekli insülin verilebilir.

 

 

Diabet,aşırı susama (polidepsi),idrarda artış (poliüri),idrarda şekerin varlığı (glikozüri),hızlı kilo kaybı,bazen de koma ile kendini gösterir.Bu klinik tablo ışığında,Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) saptadığı ilkelere göre tokluk kan plazma şekerinin 200mg/dl'nin olması ya da açlık kan plazma şekerinin 140 mg/dl'yi geçmesi durumunda kesin diabet tanısı konur.Açlık kan plazma şekerinin 100 mg/dl'nin altında olması durumunda ise diabet olasılığı elenir.Elde edilen sonuçlar sınırda çıkıyorsa glikoz tölerans testine (günlük dilde şeker yükleme testi) başvurulur...

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

4

Monday, February 19th 2007, 11:31pm

Kein Titel

Şeker Hastalığı
Şeker hastalığı (ya da tıptaki adıyla Diabetes Mellitus), vücudumuzda insülin hormonunun hiç üretilememesine, vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesi, ya da üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkar. Toplumumuzun yaklaşık %6’sı şeker hastasıdır.
İnsülin pankreas denilen midemizin arkasında yeralan bir organımızdan kan dolaşımına verilir. Normalde vücuda yemeklerle aldığımız besinler parçalanarak, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüştürülür ve kan dolaşımına geçerek kan şekerini yükseltir. Kan şekeri yükselmesi de pankreastan insülinin kana geçmesini arttırır. İnsülinde kanda dolaşan şekerin vücudumuzdaki hücrelere alınarak kullanılmasını ve vücudumuzun ihtiyacı olan enerjinin üretilmesini sağlar.
Şeker hastalığında yediğimiz besinlerle aldığımız ana enerji kaynağı olan şekeri vücudumuz insülin eksikliği nedeniyle yeterince kullanamaz. Şeker kan dolaşımında kalarak kan şekerini yükseltir. Vücudumuz ise şeker denizi içinde yüzerken (insülin eksikliği nedeniyle kullanamadığı için) şekersizlikten, enerji üretmek için yağları ve kasları yakar. Çünkü şekeri kullanması için gerekli anahtar olan insülin eksiktir.

 

Teşhis
Aşağıdakilerden en az bir tanesi varsa şeker hastalığı (Diabetes Mellitus) teşhisi konulur.

  • Açlık kan şekeri 126 mg/dl veya üzerinde ise,

  • Herhangi bir saatte bakılan kan şekeri 200 mg/dl veya daha fazla ve beraberinde çok su içme, çok idrara çıkma veya açıklanamayan kilo kaybı varsa,

  • 75 gr glukoz içerek yapılan şeker yüklemesinden iki saat sonra kan şekeri 200 mg/dl veya daha fazla ise .

Başlıca iki tip şeker hastalığı vardır.
Tip 1 Diabetes Mellitus:

Pankreasta insülin üreten hücrelerin harap edilmesi ile ortaya çıkar. Çoğunlukla vücudumuzun kendi savunma sistemi tarafından insülin üreten hücreler harap edilir. Bunun neticesinde vücutta insülin üretilemez. İnsülin olmadığı için şeker enerji üretiminde kullanılamaz. İnsülin olmadığı sürece kan şekeri yüksek kalır. Tip 1 diayabeti olan hastalarda pankreastan kana insülin verilmesini arttıran şeker düşürücü hapların hiç bir etkisi olmayacaktır. Tip 1 diyabetin tedavisinde vücutta eksik olan insülin hormonunu dışarıdan yerine koymak gerekir. İnsülin ağızdan alındığında mide-barsak sistemimizde sindirilip etkisiz hale getirileceğinden ağızdan verilemez. Ancak cilt altına injeksiyonla verilirse insülin etki gösterebilir. Günümüzde kalem, pompa ve çok ince iğnesi olan şırıngalarla insülin tedavisi çok rahatlıkla uygulanabilmektedir. Tip 1 diyabet genellikle 35 yaş altında başlar.

Tip 2 Diabetes Mellitus:

Pankreastan kana yeterince insülin salgılanamaması veya üretilen insülinin vücutta yeterince etki gösterememesi ile ortaya çıkar. En sık görülen diyabet (şeker hastalığı) tipidir. Genç insanlarda da görülebilmesine rağmen genellikle 35-40 yaşından sonra ortaya çıkar. Tedavisi genellikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, şişman hastalarda kilo verilmesinin sağlanması, düzenli egzersiz ve ağızdan alınan insülin salgılanması ve şekerin kullanımını düzenleyen ilaçlarla tedavi edilir. Ancak ilerleyen zaman içinde bu hastalığın tedavisi için de insülin kullanılması gerekebilir.

Belirtiler
Tedavi edilmeyen şeker hastalarında aşağıdaki bekirtilerin hepsi veya sadece bir kısmı görülebilir.

  • Ağız kuruluğu ve çok su içme (polidipsi)(Vücuttan idrarla çok su atıldığı için vücutta su azalır ve çok su içme ihtiyacı doğar)

  • Çok idrara çıkma (poliüri), gece çok idrara kalkmak(Noktüri). (Kandaki fazla şeker böbreklerden idrara geçer, fazla şekeri atmak için şekerle beraber vücuttan suda atılacağı için idrar miktarı fazlalaşır)

  • Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yemek yeme (polifaji) (insülin yetersizliğinden dolayı hücrelerin ihtiyacı kadar şeker hücrelere giremez, bunun sonucunda hücrelerden beyine sürekli açlık sinyali gönderilir. Yemek yenilsede şeker hücrelere alınamadığı için açlık hissi devam eder, vücut yenilen besinleri enerjiye dönüştüremez . Bunun sonucunda halsizlik, kilo verme yakınmaları da ortaya çıkar.)

  • Halsizlik

  • Zayıflama

  • Bulanık görme (Kan şekerinin yükselmesi görmemizi sağlayan göz merceği ve göz sıvısının yoğunluğunun değişmesine yol açar ve bulanık görme ortaya çıkar. Kan şekeriniz, şeker hastalığınızın tedavisi ile normal değerlere gelse de görmenizin düzelmesi bir kaç hafta alabilir.)

  • Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi (Hücreler yeteri kadar beslenemedikleri için ve vücudun savunma sistemi bozuk olduğu için yara iyileşmesi geç olur)

  • (Kadınlarda) Vajinal kaşıntı ( Kan şekerinin yüksek olması hem vücudun direncini azaltarak hem de mayaların çoğalmasını sağlayacak uygun ortamı hazırlayarak vajinal kandidiasis-vajinal mantar oluşmasını sağlar. Kan şekeri kontrolü ile bu durum kendiliğinden geçebilir, düzelmezse doktora başvurmanız gerekir)

Diyabetin kontrolü
Şeker hastalığı olmayan insanlarda kan şekeri açlıkta 70-110 mg/dl arasında, toklukta (yemekten 2 saat sonra) 140 mg/dl'nin altındadır. Diyabet tedavisinde de hedef kan şekeri değerlerinizi normal sınrlarda tutmaktır. Kan şekeri düzeyinizi normal sınırlara yakın değerlerde tutmanız, ilerleyen zaman içinde diyabetle ilişkili sağlık sorunlarından sizi uzak tutacaktır.  

 

Aç Karnına

Yemeklerden
 2 saat sonra

HbA1C

İdeal-Normal Bireyler

110 mg/dl
'e kadar

140 mg/dl
'e kadar

%6'a kadar

Diyabetik hastalar için hedef değerler

80-120 mg/dl

100-140 mg/dl

%7'e kadar

Yukarıdaki hedefler şeker hastalığı ile birlikte başka sağlık problemi olmayan hastalar için belirtilmiştir. Sizin ideal kan şekeri hedeflerinizin ne olması gerektiğini doktorunuza danışmalısısnız.

Doktorunuz size şeker hastası olduğunuzu söyledi…

Şeker hastalığını zorunlu olarak şöförü olmakla görevlendirildiğimiz bir arabaya benzetirsek, bu arabayı bu yoğun trafikte kaza yapmadan kullanmalıyız. Bunu nasıl yapacağız. Bu sorunun cevabını basit olarak

1.       Beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi

2.       Düzenli egzersiz

3.       Tedavi için ilaç kullanmak gerekiyorsa, ilaçları gerekli miktarda ve zamanında kullanmak

şeklinde sıralayabiliriz. Şeker hastaları için en önemli şey bu hastalığın tedavisi için gerekli kuralları öğrenmek ve bu kurallarla günlük hayatımızın eskisi gibi devam etmesini sağlamaktır. Bu, zaman içinde size yol gösteren yardımcılarınızla birlikte (Doktorunuz; Diyabet Hemşireniz; Diyetisyeniniz; aileniz; arkadaşlarınız) kendinizin çözeceği bir problemdir. Paniğe kapılmayın, kendinize zaman tanıyın.

Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi:
Hayatınız boyunca uygulayabileceğiniz, sağlığınız için en ideal beslenme düzenini oluşturarak kan şekerinizi istenen hedeflerde tutmak, şeker yükselmeleri(hiperglisemi) ve ani şeker düşmelerinin (hipoglisemi) olmamasını sağlamak, ideal vücut ağırlığınıza ulaşmanızı sağlayarak bu kiloda kalmanızı sağlamak ve bu sayede yaşam kalitenizi sağlığınızı olumsuz etkilemeden yükseltmek beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ile gerçekleştirilebilir. Şeker hastaları ve aslında sağlıklı yaşam isteyen herkese genellikle sabah-öğle ve akşam yemeği olmak üzere üç ana öğün ve sabah ile öğlen arasında, ikindi vakti ve gece de üç ara öğün olacak şekilde yemek yemesini öneriyoruz.

Düzenli Egzersiz

Uygun fizik aktivite sağlık problemi olan veya olmayan herkesin sağlığı için iyidir. Şeker hastalarında egzersiz kan şekerinizi daha iyi kontrol altında tutmanızı sağlar. Aktivite vücuttaki şekerin daha hızlı tüketilmesini sağlar. Fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur. Kendinizi daha iyi hissedersiniz.

Egzersiz programına başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışarak tıbbi kontrolden geçmelisiniz.Yapmak istediğiniz egzersiz programını kısıtlayabilecek bir sağlık probleminizin olup olmadığını sormalısınız. Eğer insülin veya şeker düşürücü hap kullanıyorsanız egzersiz sırasında veya sonrasında kan şekerinizin düşebileceğini mutlaka aklınızda tutarak bunun için önleminizi alın. (Bkz Önlemler) Egzersiz olarak saymadığınız günlük işleriniz bile enerji tüketiminizin artmasına yol açarak kan şekerinizi düşürebilir. Örneğin alışveriş yapmak, bahçede çalışmak, uzun yürüyüş yapmak, yüzmek, dans etmek, ev işleri….

Yürüyüş (yapabildiğiniz kadar tempolu) en uygun egzersizdir. Bunun için bütün ihtiyacınız bir çift lastiği sıkmayan pamuklu çorap ve ayağınıza iyi uyan, vurmayan bir çift ayakkabıdır.

Yapılacak egzersize ve kan şekeri değerlerinize göre hipoglisemi yaşamamak için ek gıda almanız gerekebilir. Kan şekeri değerlerinize ve yapacağınız egzersizin şiddetine göre ilave olarak almanız gereken besinler tabloda gösterilmiştir. ( 1ekmek= 1 dilim ekmek veya yerine yiyebileceğiniz bir besin. Besin değişim tablosunda eşdeğer yiyecekler gösterilecektir)

Egzersiz tipi

Kan şekeri
(mg/dl)

Eklenecek Besin

Örnek Gıda

Kısa süreli(30 dkdan az) ve hafif-orta şiddette egzersiz (1-2 km yürümek, bisiklete binmek..)

100'ün altında

25 gr karbonhidrat

1 ekmek ve bir meyva

100-180 arası

10-15gr karbonhidrat

1 ekmek veya 1 meyva

180-240 arası

Ek gıda gerekmez

Ek gıda gerekmez

30-60 dk arası orta şiddette (Tenis, yüzme, koşu, bisiklete binme, bahçede çalışmak, voleybol,..)

100'ün altında

25 gr karbonhidrat 6 gr protein

1 ekmek, 1meyva ve 1 et, yarım saat sonra 1 meyve

100-180 arası

15 gr karbonhidrat 6 gr protein

1 ekmek ve 1 et

180-240 arası

10-15 gr karbonhidrat

1 ekmek veya 1 meyva

30-60 dk arası, şiddetli (futbol, basketbol, zorlu bisiklet veya yüzme)

100'ün altında

30-40 gr karbonhidrat 20 gr protein

2 ekmek, 2 et, ve 1 meyve

100-180 arası

15-20 gr karbonhidrat 6 gr protein

2 ekmek ve 1 et

180-240 arası

10-15 gr karbonhidrat

1 ekmek veya 1 meyva

60-120 dk şiddetli (futbol, basketbol, zorlu bisiklet veya yüzme)

100'ün altında

50 gr karbonhidrat 20 gr protein

2 ekmek, 2 et, 1 süt ve 1 meyve

100-180 arası

25-50 gr karbonhidrat 6 gr protein

1 ekmek, 1 et ve 1süt veya 1 meyva

180-240 arası

10-15 gr karbonhidrat

1 ekmek veya 1 meyva


Çok Önemli!!!: Kan şekeriniz 250 mg/dl 'den fazla veya idrarda ketonunuz varsa egzersiz yapmayın.

  Diyet ve egzersizle kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetik hastalarda bunu sağlamak için ağızdan şeker düşürücü ilaçlar kullanılabilir.

İlaçlar

Sulfonilüreler: Pankreastan insülin salgısını arttırır.

Örnek:
Gliclazide (diamicron), Glipizide (Glucotrol XL, Glutril)… Genellikle yemekten 30 dk önce önerilir. Sabah ve akşam'a dozlar bölünebilir. En önemli yan etkisi hipoglisemidir(şeker düşüklüğü).

Biguanidler:
Gerçek bir hipoglisemik ajan değildir, sağlıklı bireylerde kan şekerini düşürmez. Bir antihiperglisemik ajandır. Pankreastan insülin salgısını uyarmaz. Karaciğerden kana glukoz (basit şeker) verilmesini azaltır, vücudumuzda ki dokuların insüline hassasiyetini arttırır. Örnek: Metformin (Glucophage Retard) Böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, kalp yetmezliği, dolaşım bozukluğu ve bronşiti (Kronik obstruktif akciğer hastalığı) olanlarda kullanılamaz. En sık görülen yan etkisi ishal (ilacın kullanımın devam edildiğinde kendiliğinden düzelir) ve en önemli yan etkiside kullanımı sakıncalı kişilerde kullanıldığında nadiren laktik asidoz komasına yol açabilir.

Alfa Glukozidaz İnhibitörü:
İnce barsakta yemeklerle alınan şekerlerin barsaklarda parçalanıp, emilmesini ve kana geçmesini engeller. Yemeklerin ilk lokması ile birlikte alınmalıdır. Örnek: Acarbose (Glucobay). Bu ilacın en önemli yan etkisi gaz ve şişkinliktir, ilacın kullanımı ile genellikle 2-6 haftada düzelir. Düzelme olmazsa veya yakınmalar çok şiddetli ise ilacın değiştirilmesi gerekebilir. Kan şekeri kontrolü diyet, egzersiz ve ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlarla sağlanamayan tip 2 diyabetik hastalarda;

İlaçların kullanılmasının diğer sağlık problemleri nedeniyle sakıncalı olduğu diyet ve egzersizle kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetik hastalarda; Tip 1 diyabetik hastalarda diyabet teşhisinden itibaren kan şekeri kontrolünün sağlanması için insülin kullanılması gereklidir.

İnsülin Tedavisi:
Günümüzde diyabetik hastalar için hedefimiz kan şekeri değerlerini normal değerlere getirebilmektir. İnsülin tedavisinin amacı vücutta eksik olan insülin'i yerine koyarak kan şekeri kontrolünü sağlamaktır. İnsülin bağımlılık yapmaz. Vücudumuzda insülin eksikliği olduğu müddetçe insülin kullanmamız gereklidir. Genellikle vücudumuzda insülin ihtiyacı başladığında pankreasın insülin üreten dokusunun (* hücreleri) en az %80'i harap olmuştur ve harap olan pankreasın insülin üreten dokusu (beta hücreleri) ne yazık ki kendini yenileyemez. Bu nedenle vücudumuzda yeterince üretilemeyen bu hormonu insülin enjeksiyonları ile dışarıdan sürekli yerine koymamız gerekir.

Yeni tanıda: Tip 1 diyabetiklere, hastanın uyumu da göz önüne alınarak günde 2-4 kez olmak üzere insülin enjeksiyonu önerilir. Tip 2 diayabetik hastalarda kan şekeri kontrolüne ve diğer sağlık problemlerine göre günde 1 ile 4 defa insülin kullanımı gerekebilir. Hastalar kendi enjeksiyonlarını kendileri yapar ve evde kan şekerlerini glukometre ile takip ederek insülin dozlarını ayarlarlayabilirler.

Türkiye'de çeşitli insülin türleri mevcuttur. (Şişeler) Flakonlar Mart 2000 tarihine kadar 40 IU/ml insülin içermekteydi ve buna uygun kırmızı kapaklı U-40 yazılı insülin enjektörleri ile birlikte kullanılmaktaydı. Ancak Mart 2000'den sonra flakonların yoğunluğu 100 (ünite)IU/ml'e yükseltildi ve bu şişelerin kapakları turuncu renk olarak satışa sunuldu. Turuncu kapaklı bu şişelerin içindeki insülin daha yoğun ve mutlaka turuncu kapaklı bu şişeler için hazırlanmış yine kapakları turuncu olan U-100 insülin enjektörleri ile yapılması gerekir. (Şekil bununla ilgili tanıtıcı broşür) Turuncu kapaklı 100 IU/ml insülin içeren şişelerdeki insülini turuncu kapaklı enjektörlerinizle yaparken doz değişikliği yapmanıza gerek yoktur. Daha önce 18 ünite (IU) yapıyorsanız, yine turuncu kapaklı enjektörle 18 üniteyi turuncu kapağını açtığınız 100 (ünite)IU/ml'lik şişeden çekeceksiniz. Turuncu kapaklı 100 IU/ml insülin içeren şişelerdeki insülini eski kırmızı kapaklı enjektörlerinizle yaparsanız ikibuçuk kat daha fazla insülin yapmış olursunuz. Bu da kan şekerinizin normal değerlerin altına düşmesine yol açabilir.

Orta etkili insülinlere de (NPH) İnsulitard HM, Humulin N örnek verilebilir. Bunun dışında iki insülin türünün değişik oranlarda karışımlarını içeren Mikstard HM veya Humulin M insülinler mevcuttur (70/30= %70 NPH, % 30 Kristalize insülin içerir). İnsülin kalemleri ile kullanılan insülinler 100 IU/ml'de insülin içerirler, kartuş formundadırlar ve sadece kalem ile uygulanabilirler. İnsülin enjektörleri ile uygulanmaları kesinlikle önerilmez.

İnsülin Nasıl Üretilir?
Üretilen ilk insülin preparatları hayvan pankreasından elde edilirken (sığır, domuz ya da sığır/domuz karışımı) son 10 yıl içinde yarı sentetik yolla insan insülini elde edilmiş (Hayvanlardan elde edilen insülin biyolojik ve kimyasal reaksiyonlarla insanın ürettiği insülinle aynı hale getirilmiş) ve daha sonra genetik mühendisliği ile bakteriler ve mayalara insan insülin geni aşılanarak insan insülini üretmeleri sağlanmıştır. Günümüzde biyosentetik insan insülinleri rekombinant DNA teknolojisi ile üretilmekte ve şeker hastalarınca yaygın olarak kullanılmaktadır.

İnsülinler en basit biçimde kısa, orta ve uzun etki süreli olmak üzere etki sürelerine göre sınıflandırılabilirse de unutulmaması gereken nokta enjekte edilen insülinin emilimi aynı kişide %25 oranında, kişiler arasında ise %50'ye varan oranda değişkenlik gösterebilir.

Kısa Etki Süreli İnsülinler:
Bu tür insülinler diğerlerine göre biraz daha hızlı emilir. Subkutan (Ciltaltına) enjeksiyondan yaklaşık 30 dk sonra etkisi başlar, maksimum etki süresi 1-3 saat, toplam etki süresi ise 8 saattir. Su gibi berrak solüsyon şeklinde olan bu insülinler (regüler, kristalize) yemeklerle ve günde iki kere ya da daha fazla uygulanır. Ülkemizde Actrapid HM 100 IU/ml flakon(şişe), Actrapid HM Penfill 100 IU/ml insülin kalemi insülini, Humulin R 100 IU/ml flakon(şişe), Humulin R Prefill 100 IU/ml insülin kalem.

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

5

Wednesday, February 21st 2007, 6:39pm

Kein Titel

DİYABETTE BESLENME TEDAVİSİ
Prof. Dr. M. Emel Alphan
Beslenme ve Diyet Uzmanı

Sağlıksız ve uygun olmayan bir beslenme, diyabetli kişinin kan şekerini ve kan yağlarını yükseltir. Egzersiz ve ilaçlar (insülin ve ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlar) ise, kan şekeri ve kan yağlarını düşürür. Bu üç temel unsurun dengede tutulması, diyabetinizin iyi tedavi edilmesini sağlar.

Diyabetin tedavisinde, beslenmenin üç temel amacı vardır.

1- Kan şekeri ve kan yağlarınızın normal düzeylerde kalmasını sağlayınız.

Yediğiniz yiyecekleri, egzersizi ve pankreasınızdan salgılanan insülininizi dengede tutmayı öğrenmelisiniz. Böylece, kan şekerinizi ve kan yağlarınızı (kolesterol ve trigliserid ) normale yakın düzeyde tutmak mümkün olabilecektir.

Vücudunuzdaki insülin miktarına (vücudunuzdan salgılansın veya enjeksiyonla yapın) uygun miktarlarda yemek yemeniz, son derece önemlidir.

Kan şekerinizin, normal sınırlar içinde kalmasını sağlamak; kan şekeri yüksekliğinin (hiperglisemi) bir sonucu olan ketoasidoz veya diyabetik koma, ya da kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) gibi sorunları yaşamamak için gereklidir.

Kan şekerinizin normal sınırlar içinde kalması (70-110 mg./dl.), kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, diyabetle ilgili belirtileri yok edecek ve daha da önemlisi, diyabetle ilgili olarak ortaya çıkabilecek organik bozuklukların oluşmasını azaltacak veya tamamen önleyecektir.

Kan şekerinizi, şeker ölçme aletleri ile takip etmeniz, diyabetinizin nasıl seyrettiğini göstermesi açısından son derece önemlidir. Böylece siz, bazı yiyeceklerin veya bazı egzersizlerin, kan şekerinizi nasıl etkilediğini görebilirsiniz. Kan şekerinizi, "stick" ve "test stripleri"ni kullanarak ölçebilirsiniz. Kan şekerinizi takip etmeniz ve bunu kaydetmeniz, diyabet tedavinize ve beslenme planınıza yön verecektir.

Beslenme planınızda, yağların kısıtlanması da önemlidir. Çünkü, kan yağlarının yüksekliği, kalp-damar hastalığına yakalanma riskinizi arttırır. Diyabeti olan kişiler, diğer kişilerden çok daha fazla kalp-damar hastalığına yakalanma riski taşırlar.

2- İdeal ağırlığınıza ulaşınız ve bunu koruyunuz.

Enerji ihtiyacınızın belirlenmesi ve buna uygun beslenmeniz, ideal ağırlığınıza ulaşmanızı ve bu ağırlığı korumanızı sağlayacaktır. Enerji ihtiyacınız, boyunuza, yaşınıza, cinsiyetinize, hareketlilik (aktivite) düzeyinize göre hesaplanır.

İhtiyacınız kadar enerji almak, aşağıdaki sebepler için de önemlidir:
  • İhtiyacınızın üzerinde enerji alarak, kilo almak, diyabetinizin kötüleşmesine, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon (hipertansiyon) oluşmasına neden olacaktır. Uygun ağırlıkta olduğunuz zaman, vücudunuzdan salgılanan insülinin veya kullandığınız insülinin etkisi artacaktır.
  • İhtiyacınızın altında enerji almanız da, bazı sorunlara yol açabilir. Tip I diyabetliler, yaşlarına uygun büyüme ve gelişmelerini tamamlayabilmek için, yeterli kalori ve besin ögelerini almak zorundadırlar. Gebe ve emziren kadınlar da, hem kendi yaşamlarını sürdürecek, hem de bebeklerinin gelişimini sağlayabilecek yeterlilikte enerji ve besin ögelerini almalıdırlar.
  • İnsülin kullanan diyabetli kişiler, belirli zamanlarda yeterli ölçüde besini almak zorundadırlar. Eğer yeterli besin alamazlarsa, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) oluşur.

Egzersiz yararlı mıdır?

Evet, doğru bir beslenme ile birlikte egzersiz de çok önemlidir. Kilo verebilmek, kan şekerinizi ayarlayabilmek için, egzersiz yardımcıdır. Egzersiz, kan damarlarınız ve kalbiniz için de yararlıdır. Aktivitenizi, yürüyerek, bisiklete binerek veya asansör yerine merdivenleri kullanarak artırabilirsiniz. Eğer bir egzersiz programına başlamak istiyorsanız, öncelikle kalbinizi kontrol ettirmeniz gereklidir.

Eğer diyabete özgü birtakım sorunlarınız varsa (göz, böbrek, tansiyon yüksekliği vb.) veya romatizma ve kemik erimesi (osteoporoz) gibi hastalıklarınız varsa, egzersiz konusunda dikkatli olunuz.

Egzersiz yaparken nelere dikkat edilmelidir?

  • Egzersiz öncesi, kan şekerinizin 100mg./dl.'nin üzerinde, 240 mg./dl.'nin altında olmasına dikkat ediniz.
  • Egzersizi, öğünlerden (ara veya ana öğün) 1-1,5 saat sonra yapınız.
  • Egzersiz öncesi ve sonrasında kan şekerinizi ölçünüz ve eğer 100mg./dl.'nin altında ise, öğününüze karbonhidratlı yiyeceklerden ilave ediniz (1 bardak meyve suyu).
  • Egzersizi, yaptığınız bin önceki insülinin etkisinin en yüksek olduğu dönemde yapmayınız.
  • Yapacağınız egzersizin türüne göre, egzersizin etkili olduğu organlara insülin enjeksiyonu yapmayınız (örneğin; yürüyüş ya da koşu sırasında, bacak kasları kullanılacağından, insülin enjeksiyonunuzu kolunuza veya karın bölgenize yapınız).
  • Yapacağınız egzersizin türü ve süresini ve ek yiyecek gerekip gerekmediğini, beslenme uzmanınızla mutlaka konuşunuz.

3- Sağlıklı Besleniniz.

Her gün, çeşitli yiyeceklerden almanız, yani karışık beslenmeniz çok önemlidir. Eğer karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineral içeren bir diyeti, dengeli bir şekilde alırsanız, vücudunuz daha iyi çalışır. Karbonhidrat, enerjinin en büyük kaynağıdır. Protein, kas ve doku yapımında kullanılır ve bir miktar da enerji sağlar. Yağlar ise, enerjinin depo edilmiş şeklidir. Yiyeceklerimizin çoğu, bu besin ögelerini karışık olarak içerir.

Karbonhidrat nedir?

Arabaların çalışmak için yakıta yani, benzine ihtiyaçları vardır. Vücudumuz da en etkili yakıt olarak karbonhidratları tercih eder. Beyin, sinir sistemi ve alyuvarlar normal koşullarda enerji kaynağı olarak, yalnızca bir karbonhidrat olan glikozu, yani kan şekerini kullanırlar. Karbonhidratları, genellikle bitkisel kaynaklı yiyeceklerden (tahıllar, baklagiller, meyveler ve sebzeler) şeker ve nişasta olarak alırız. Bazı hayvansal kaynaklı yiyeceklerde de karbonhidrat bulunur (sütte bulunan laktoz gibi). Bütün karbonhidratlar, vücudumuzda şekere dönüşür ve kan şekerinin kaynağını oluştururlar.Yiyeceklerdeki karbonhidratların her 1 gramı 4 kalori içerir.

SAĞLIKLI BESLENMENİN ALTIN KURALLARI:

  • Şeker ve şekerli yiyeceklerden sakınınız

Şeker ve şekerli yiyecek ve içeceklerin kalorisi çok yüksektir. Vitamin ve mineral içermezler ve ayrıca diş çürüklerine neden olurlar.

Şeker ve şekerli yiyecekler, barsaklardan hızlı emilirler ve kan şekerini çok çabuk yükseltirler. Şeker, tatlılar, tahin helvası, bal,reçel, pekmez, marmelat, şurup, kek, turta, pasta, kurabiye vb. yiyecekler, kan şekerinizi hızla yükselteceğinden, beslenme planınızda yer almaması gereken yiyeceklerdir. Bu tür yiyeceklerin içindeki karbonhidratlara "BASİT KARBONHİDRATLAR" adını veriyoruz.

1 kutu meşrubatta 10 çay kaşığı şeker olduğunu biliyor muydunuz?

Nişastalı yiyecekler, barsaklardan daha yavaş emilir ve kan şekerinizi daha yavaş ve kontrollü yükseltirler. Un,ekmek, pilav, makarna, çorba, hamur işleri,meyve, sebze, süt, yoğurt gibi yiyeceklerde de karbonhidrat vardır. Kan şekerini daha yavaş yükselten bu tür yiyeceklerin içindeki karbonhidratlara ise "KOMPLEKS KARBONHİDRATLAR" adını veriyoruz.

Günlük enerji ihtiyacımızın yarısından fazlası (%50-60'ı), karbonhidratlardan sağlanmalıdır.

  • Posalı yiyecekleri tercih ediniz

Posa, bitkisel yiyeceklerde bulunan karbonhidratların, sindirim sisteminde parçalanmayan kısımlardır. Meyveler, sebzeler, tahıllar, kepek ve kurubaklagillerde posa vardır.

Yiyeceklerdeki posa 2 çeşittir:

  • Suda çözünebilir posa; sebzeler, yulaf, kurubaklagiller ve meyvelerde bulunur.
  • Suda çözünemeyen posa; kepek, kepekli ekmek, tam buğday unu (esmer un), bulgur, rafine edilmemiş pirinçte vardır.

Çözünebilir posa yönünden zengin olan bezelye, kurufasulye, barbunya, nohut, mercimek ve yulaf gibi yiyecekler, yemekten sonra kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlar ve kan yağlarının düşürülmesine yardımcı olurlar.

Posa yönünden zengin yiyecekler, aynı zamanda kabızlığın ve bazı barsak hastalıklarının önlenmesinde de etkilidirler.

  • Glisemik indeksi düşük yiyecekleri tercih ediniz

Her yiyeceğin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızları farklıdır. Bu, yiyeceklerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı verilir. Genellikle posalı yiyeceklerin glisemik indeksleri düşüktür. Kurufasulye, nohut, mercimek, bulgur, kepekli ekmek, elma, armut, portakal gibi yiyeceklerin glisemik indeksleri düşük; beyaz ekmek, patates, pirinç, havuç, muz, kavun ve üzümün glisemik indeksleri ise yüksektir. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler, kan şekerini hızla yükseltirler. Kurutulmuş meyveler de (kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik) kan şekerinizi hızlı yükseltirler. Bu nedenle, diyetinizde, kurutulmuş meyvelere ve glisemik indeksi yüksek olan diğer yiyeceklere daha az yer veriniz.

  • Önerilenden fazla miktarlarda protein almayınız

Et, balık, tavuk, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve kurubaklagil gibi yiyecekler protein yönünden zengindirler. Protein, vücuttaki doku ve hücrelerin yapıtaşı olduğundan, diyetle mutlaka alınması gereken bir besin ögesidir. Proteinden zengin olan yiyeceklerin, aynı zamanda yağdan da zengin olduğu ve bu nedenle kalorilerinin yüksek olduğu unutulmamalıdır. Protein, fazla alındığında yağa dönüşüp vücutta depolanırlar ve kalsiyum gibi bazı minerallerin emilimini engelleyerek bu minerallerin vücutta kullanılmadan idrarla atılmasını sağlarlar. Ayrıca, aşırı protein böbreklerin yükünü artırarak bazı böbrek hastalıklarının oluşumuna yol açabilir. Proteinli yiyecekler, kan şekerini yükseltmezler, fakat ihtiyacın üzerinde alındıkları zaman, diyabete özgü bir bozukluğa, böbrek bozukluğuna yol açabilirler. Günlük protein ihtiyacımız ortalama olarak vücudumuzun kilosu başına 1 gram olarak hesplanabilir (60 kg ağırlığındaki bir kişinin protein ihtiyacı 60 gramdır). Yiyeceklerimizde bulunan her 1 gram protein, 4 kalorilik enerji sağlar.

  • Az yağ tüketiniz ve uygun yağı seçiniz, kolesterollü yiyeceklerden sakınınız

Yağsız bir sağlıklı beslenme düşünülemez. Çünkü yağların vücudumuzun çalışabilmesi için önemli görevleri vardır. Yağlar vücudun enerji deposudurlar, hücre zarlarının yapısında bulunurlar, hormonların çalışması için gereklidirler, vücut sıcaklığının düzenlenmesini sağlarlar. Vücut yağları, kalp, sinirler ve böbrekler gibi organların çevrelerini sararak zedelenmelerini önlerler. Yiyeceklerimizdeki yağlar vücudumuzda yapılamayan, yiyeceklerle almamız gereken zorunlu yağ asitlerini içerirler ve yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin sindirimi ve emilimi için gereklidirler. Vücudumuz için bu kadar yararlı olan yağların, belirli ölçülerde tüketilmesi gerekir. Çünkü; fazla miktarlarda alınan yağlar, kan yağlarının ve kolesterolün yükselmesine neden olarak, kalp-damar hastalığı ve hipertansiyon riskini artırırlar ve bazı kanser türlerinin oluşmasına neden olurlar. Tereyağı, margarin, sıvı yağ, yağlı etler, süt ve süt ürünleri, kuruyemişler gibi yiyecekler, yağ içerirler. Kek, kurabiye, pasta gibi yiyeceklerde de yağ bulunur. Diyetin yağ içeriği, siz diyabetlilerde ve özellikle kilo vermek isteyenlerde çok sıkı kontrol edilmelidir. Yiyeceklerde bulunan yağların kalorisi çok yüksektir. 1 gramı 9 kalori verir.

Sağlıklı bir yaşam için az miktarlarda yağa ihtiyaç vardır.

3 tip yağ bulunur:

  • Doymuş yağlar,
  • Tekli doymamış yağlar,
  • Çoklu doymamış yağlar.

Doymuş yağlar, oda sıcaklığında katı haldedir. Doymuş yağlar, özellikle hayvansal kaynaklı yiyeceklerde,yağlı et, kuyruk yağı,iç yağı, tereyağı, peynir, mayonez, tam yağlı süt ve diğer süt ürünlerinde ve katılaştırılmış bitkisel margarinlerde bulunur. Bu tür yiyecekler,belirli ölçülerde diyetinizde varsa, günlük doymuş yağ hakkınızı kullanmış olursunuz. Ayrıca, tereyağı, margarin gibi katı yağ yemenize gerek yoktur. Doymuş yağlar fazla alındığı takdirde, kan yağlarınızın (kolesterol ve trigliserid vb.) yükselmesine neden olabilir.

Tekli doymamış yağlara örnek olarak; zeytinyağını ve fındıkyağını verebiliriz. Ayrıca, zeytin ve fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişler de tekli doymamış yağ açısındanzengindirler. Tekli doymamış yağlar, kan kolesterolünü düşürürler. Diyabetli kişiler, kalp-damar hastalığı açısından tehlike oluşturan kolesterollerini yükseltmemek için, yemeklerini zeytinyağı ile pişirmelidirler.

Çoklu doymamış yağ içeren ayçiçek, soya yağı gibi bitkisel sıvı yağların da yemeklerinizde, her gün belirli ölçülerde bulunması gerekir. En iyisi zeytinyağı ile bitkisel sıvı yağı yarı yarıya karıştırıp her yemekte bu karışım yağı kullanmanızdır. Eğer zeytinyağının o kendine has özel kokusundan hoşlanmıyorsanız, size sağlıklı yağ için başka bir seçenek sunabiliriz. 2 kg fındık yağı + 1 kg ayçiçek yağından oluşan karışımı da sağlıklı yaşayabilmeniz için kullanabilirsiniz.

Kolesterol Nedir?

Kolesterol, insan vücudunda doğal olarak bulunan, yağa benzer bir maddedir. Herkesin kanında kolesterol bulunur. Kolesterol, hem vücudumuzda yapılır, hem de yiyeceklerle alınır. Ancak, kolesterolün kanda yükselmesi, atardamar duvarında birikerek, kalbe kan taşıyan damarların tıkanmasına yol açar.

İnsan vücudunda bulunan her türlü kolesterolün toplamına "total kolesterol" denir. Total kolesterol seviyesinin yükselmesi,kalp krizi ve felç gibi kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırır. Tablo'da görüldüğü gibi, sağlıklı insanlardaki total kolesterol miktarının 200 miligramı aşmaması gerekir.

Total Kolesterol

Normal ...................................... 200 mg./dl. ve altında ise
Kabul edilebilir .......................... 200 - 240 mg./dl.
Yüksek ...................................... 240 mg./dl. ve üzerinde ise

Kolesterol, kanda küçük yağ damlacıklarından ve proteinden oluşan lipoprotein denilen maddeler tarafından taşınır. Lipoproteinler birkaç çeşittir. Fakat özellikle ikisi kalp-damar hastalıkları açısından önemlidir. Bu lipoproteinler, düşük yoğunluklu (* LDL - Low Density Lipoprotein) ve yüksek yoğunluklu (* HDL-High Density Lipoprotein) lipoproteinlerdir.

LDL Kolesterol Nedir?

Kandaki düşük yoğunluklu lipoproteinlere (LDL) bağlı olarak taşınan kolesteroldür. Halk arasında "kötü kolesterol" olarak da bilinen bu tür kolesterol, damar duvarlarında kolesterol birikmesine yol açar. Kanda LDL kolesterol seviyesinin YÜKSEK olması, kalp-damar hastalığının oluşma tehlikesini artırır. Sağlıklı bir insanın kanındaki LDL kolesterol miktarının 130 miligramı aşmaması gerekir.

LDL Kolesterol

Normal ...................................... 130 mg./dl. ve altında ise
Yüksek ...................................... 160 mg./dl. ve üzerinde ise

HDL Kolesterol Nedir?

Yüksek yoğunluklu lipoproteinlere bağlı olarak taşınan kolesteroldür. Halk arasında "iyi huylu kolesterol" olarak da bilinen HDL kolesterol, kandaki fazla kolesterolü toplayarak, parçalanmak üzere karaciğere taşır. HDL kolesterolün kanda yükselmesi, atardamarlarda biriken kolesterolün temizlenmesine yardım ettiği için, kalp-damar sağlığı yönünden olumludur. HDL kolesterol seviyesinin düşük DÜŞÜK olması ise, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırır. Sağlıklı bir insanda, HDL kolesterol, kanda 40-50 miligram ve daha yüksek olmalıdır.

LDL Kolesterol
Kadınlar Erkekler
Normal .......................... 40-50 mg./dl. ................... 50-60 mg./dl.
Düşük ............................ 35 mg. ve altında ............. 35 mg. ve altında
(*) LDL ve HDL, tüm dünyada ve Türkiye'de, İngilizce isimlerinin baş harfleri olan harflerle, kısaltılmış olarak, bu şekilde kullanılırlar.

Kolesterol, Yiyeceklerde Var mıdır?

Evet, vardır. Kolesterolü, hem dışarıdan yiyeceklerle alırız, hem de vücudumuzda yapılır.

Kolesterol Yönünden Zengin Yiyecekler:
  • Beyin
  • Sakatatlar (karaciğer, böbrek, dil, dalak, yürek, işkembe vb.)
  • Yumurta sarısı
  • Sucuk, salam, sosis, pastırma
  • Kırmızı et
  • Tavuk ve balık derisi
  • Tavuk ve balık eti
  • Süt, yoğurt, her türlü peynir
  • Kaymak, krema, tereyağı, kuyruk yağı

Yağlı et, yağlı balık ve yağlı tavuk vb., doymuş yağ içerir. Doymuş yağlar da, vücudumuzda yapılan kolesterolün yükselmesine neden olur. Bu yüzden, et, tavuk ve balığın, belirtilen miktarlarda ve yağsız olarak yenilmesi gerekir.

Trigliserid Nedir?

Trigliserid, kandaki bir çeşit yağdır. Yiyeceklerin yağ içeriği, kandaki trigliseridi büyük ölçüde etkiler. Siz, ihtiyacınızın üzerinde yağ ve karbonhidrat alırsanız, vücudunuz bunları yağ veya trigliserid şeklinde depolar. Bu depolanmış trigliseridler, vücutta ısı ve enerji yapımında kullanılırlar. Fazlası, kandaki trigliseridlerin yükselmesine neden olur. Kan trigliseridlerinin yüksek olması, kalp-damar hastalığına zemin hazırlar. Diyabetli kişiler, doymuş yağ ve bu tür yağları içeren yiyeceklerden kaçınmalıdırlar.

Trigliserid

Normal (açlık kanında) ........................ 150 mg./dl. ve altında ise
Yüksek (açlık kanında) ........................ 200 mg./dl. ve üzerinde ise

Diyabetli kişilerin kandaki trigliseridlerinin 150 mg.dl. ve daha altında olması gerekir.

  • Tuzu az tüketiniz

Yemeklerimizde kullandığımız tuzun içinde bulunan sodyum, vücutta suyu tutarak, tansiyonun yükselmesine neden olur. Sodyum sadece tuzda değil, yiyeceklerimizin bir çoğunda vardır. Özellikle salamura ve konserve edilmiş yiyeceklerde (salam, sosis, sucuk, pastırma, kavurma, tuzlu sardalya, lakerda, ançuez gibi), hazır çorbalarda ve çorbalarda lezzet verici olarak kullanılan bulyonlarda (tablet), yüksek oranlarda tuz ve sodyum bulunur. Maden suyu ve sodası da sodyum içerir. Farkında olmadan aldığınız tuz ve sodyum, tansiyonunuzun daha da yükselmesine neden olabilir. Pişirme sırasında, ya da yemek yerken, normalden daha az tuz kullanmaya özen göstermelisiniz.

  • Alkolü ılımlı kullanınız

Alkol kullanıyorsanız, tamamen bırakmanız sağlığınız için en iyisidir. Eğer bazı özel durumlarda alkol almanız gerekiyorsa, beslenme planınızdaki alkolün yerini ve miktarını beslenme uzmanınıza danışınız. Çünkü, alkol oranı yükseldikçe, içkinin kalorisi de yükselir. Alkolün 1 gramı 7 kalori içerir: 100 santilitrelik rakı (% 45 alkol), 315 kalori verir ve bu miktarın, günlük kalori ihtiyacından mutlaka çıkarılması gerekir. Alkolü aç karına almak, son derece sakıncalıdır. Bu, özellikle insülin kullananlar için çok önemlidir. Çünkü, aç karına alınan alkol, hipoglisemiye (şeker düşüklüğü) neden olabilir. Gebelikte ve emziklilikte kesinlikle alkol alınmamalıdır.

Sağlıklı beslenme için belirlenen bu hedeflere nasıl ulaşabilirsiniz?

"Diyabet beslenme planı" ve "değişim listeleri", bu hedeflere ulaşmanıza yardımcı olacaktır. İlk adımınız; sizin günlük enerji ve besin öğeleri gereksiniminizi hesaplayarak, bunu çalışma veya okul yaşantınıza uyarlayacak olan bir "Beslenme Uzmanı" ile konuşmak olmalıdır. Hazırlanacak olan "Beslenme Programı", size en uygun enerji, karbonhidrat ve yağ ile, aktivite (hareketlilik) düzeyinizi, insülin kullanıyorsanız, enjeksiyon yapacağınız zamanla ilişkili olarak, yemek yeme zamanlarınızı içermelidir.

Diyabet Beslenme Planı nedir?

Siz ve beslenme uzmanınız, size özel bir beslenme planını, birlikte hazırlayacaksınız. Beslenme planınız, her öğün ve ara öğünde yiyebileceğiniz değişim sayısını gösterir. Günlük kalori ihtiyacınızın yarıdan fazlası karbonhidrat (% 50-60), dah az kısmı yağ (% 25-30) ve proteinden (%10-15) gelecek şekilde beslenme planınız hazırlanacaktır.

Değişim Listeleri nelerdir?

Yiyecekler, içerdikleri karbonhidrat, protein ve yağ miktarlarına göre gruplandırılırlar. Her grubu oluşturan yiyecek türlerinin karbonhidrat, protein ve yağ içeriği, kendi grubunda yer alanlarla aşağı yukarı aynıdır. Her bir grup içinde yer alan yiyeceğin, diğeriyle eşdeğer olabilmesi için, belirli miktarda olması gerekir. Bir grup içindeki yiyecekleri, belirlenen miktar kadar yediğinizde, aynı gruptaki bir diğer yiyeceğin yerine geçer ve aldığınız karbonhidrat, protein ve yağ miktarı da aynı kalır. Bu, sizin beslenme programınızdan sıkılmanızı önler ve programa uyumunuzu kolaylaştırır.

Yiyecekler, 7 değişim listesi altında gruplandırılmıştır.
  • Süt grubu
  • Et grubu
  • Kurubaklagil grubu
  • Ekmek grubu
  • Sebzeler
  • Meyveler
  • Yağlar

Beslenme Planınızı takip ederek ve değişim listelerinizi kullanarak, çok geniş bir yiyecek seçim alanına sahip olabilirsiniz ve gün içindeki kalori, protein ve yağ dağılımınızı kontrol ederek, yiyecekleriniz ve vücudunuzdaki insülin arasındaki dengeyi kurabilirsiniz. Bu denge, kan şekerinizi iyi kontrol etmenizi sağlayacaktır.

Diyabet tiplerine göre beslenme planı farklı mıdır?

Evet, her iki tip diyabette tedavinin amacı farklıdır.

Tip I diyabet:

Tip I diyabetlinin en önemli beslenme prensibi, sebat etmektir. Yiyecekler, en az 6 öğünde (3 ana, 3 ara öğün şeklinde), her gün aynı saatlerde yenilmelidir. İnsülin enjeksiyonu yapan tip I diyabetli kişilerin kanında sürekli olarak bir miktar insülin vardır. Eğer, öğününüzü zamanında yemezseniz, ya da öğün atlarsanız, kanınızda bulunan bu insülinden dolayı şekeriniz düşebilir. Kan şekerinin düşmesi, vücudunuzda kan şekerini yükseltmek için, insülin hormonu karşıtı hormonların devreye girmesine yol açar. Kan şekerinizdeki bu dalgalanmalar, kendinizi iyi hissetmemenize yol açar.

Her öğünde yenilen yiyeceklerin tipleri ve miktarları, bir günden diğer güne, aşağı yukarı aynı olmalıdır. Yiyeceklerinizin, planlanan şekilde yenilmesi, insülin enjeksiyonlarınız ve aktiviteniz arasındaki dengede çok önemlidir. Beslenme planınız ve değişim listeleri, uyumlu olmanız konusunda size yardımcı olacak ve böylece, kan şekerinizi düzenlemek kolaylaşacaktır. Eğer, beslenme planınız ve insülininiz arasındaki denge bozulursa, kan şekerinizde geniş dalgalanmalar oluşur.

Tip II diyabet:

Tip II diyabetli kişilerin çoğu şişmandırlar. Bu yüzden, bu tip diyabetlilerin beslenme programlarının temel ilkesi, kilo kontrolü olmalıdır. Daha az yiyerek ve daha fazla hareket ederek kilolarınızı verebilirsiniz. Tip II diyabette de, az ve sık yemek yemek gerekir. Alışkanlığınıza uygun olarak, 3 ana öğün ve 2 ara öğün yeterli olabilir. Bu yeme sistemi, size kilo vermede kolaylık sağlayacaktır. Uzun süren açlıklardan sonra, aşırı yiyecek alınmasıyla oluşan enerjinin yüksek olması, insülin salgılanmasıyla ilgili bozukluğun daha da artmasına yol açacaktır. Bu da, kan şekerinizde dalgalanmalara neden olur. Bu dalgalanmalar, vücudunuzda diyabete özgü hastalıkların oluşmasını çabuklaştırır.

Sizin için uygun olan ağırlığa gelseniz bile, dengeli bir diyetin devamı, tip II diyabetli kişiler için çok önemlidir. Beslenme uzmanınız, günlük kalori ihtiyacınızı, sizin için hedeflenen ağırlığı ve bu hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenleri belirleyecektir.

Şu anda yediklerimi değiştirmek zorunda mıyım?

Sağlıklı bir beslenme için uygun olmayan beslenme alışkanlıklarınızı değiştirirseniz çok iyi olur. Pek çok diyabetli kişi, ailesinin diğer fertleriyle birlikte yemek yeyip yiyemeyeceklerini merak ederler. Diyabet beslenme planı, sağlıklı olmak isteyen herkesin yemesi gerekenden çok farklı değildir. Bununla birlikte, gerçeği söylemek gerekirse, pek çok kişi sağlıklı beslenemez. Alışkanlıklarınız ile ilgili değişiklikleri yavaş yavaş yapınız, kısa süreli hedefler belirleyiniz ve başarılı olduğunuz zaman, kendinizi ödüllendiriniz.

Kendi yeme planınızı yaparken, size tarif edilenleri yapmak zorunda kalacaksınız. Değişim ölçüleri, beslenme planınızda başarılı olabilmek için çok önemlidir. Eğer çok fazla , ya da çok az yerseniz, kan şekeriniz ve ağırlığınız, bundan etkilenecektir. Değişimlerin ölçülerini tam olarak tahmin edebilmek için, ilk zamanlarda yiyeceklerinizi ölçmeniz veya tartmanız gerekebilir. Bir süre sonra, bu ölçülere alışırsınız. Beslenme planınızı ve değişim listelerini nasıl kullanacağınızı ilk kez öğrendiğiniz zaman, düzenli olarak beslenme uzmanınızla görüşmeniz çok önemlidir. Doğrulara ulaşmanın tek yolu, beslenme uzmanınızı ziyaret ederek, sorunlarınızı birlikte çözmektir.

YEME ALIŞKANLIĞINIZI DEĞİŞTİRMEYE YÖNELİK BAZI ÖNERİLER:

  • Değişiklikleri yavaş yavaş yapınız.
    Her şeyi bir anda değiştirmeye çalışmayınız. Hedeflerinize ulaşmak uzun zaman alabilir, yılmayınız.
  • Hedefleriniz kısa süreli ve gerçekçi olmalı.
    Eğer, sizin hedefiniz kilo vermek ise, 2 haftada 9 kilo değil, 2 kilo vermeye çalışınız. İlk yürüyüşe çıktığınızda, 3-5 kilometre değil, 1 kilometre yürüyünüz. Böylece, başarıya ulaşmak daha kolaylaşır ve kendinizi çok iyi hissedersiniz.
  • Kendinizi ödüllendiriniz.
    Kısa süreli hedeflerinize ulaştığınızda, kendinizi ödüllendiriniz. Sizin için özel bir şey yapınız. Sinemaya gidiniz, yeni bir giysi alınız, kitap okuyunuz veya arkadaşlarınızı ziyaret ediniz.
  • Yiyeceklerinizi ölçünüz.
    Yiyeceklerin, doğru miktarlarda yenilmesi çok önemlidir. Size önerilen miktardaki yiyeceğin ölçüsünü öğrenmek zorundasınız. İçecekleri (süt, yoğurt, ayran vb.) belirli bir bardakla, katı yiyecekleri de (et, balık, tavuk, peynir vb.) belirli bir maddenin ölçüsü ile (1 kibrit kutusu, 1 yumurta büyüklüğü gibi) ölçünüz. Yağ, pilav, makarna gibi yiyecekleri ölçmek için, yemek kaşığı, tatlı kaşığı gibi ölçüleri kullanabilirsiniz. Özellikle et, balık gibi yiyecekler için belirli ölçü edinmek çok faydalı olacaktır. Pişirilen yiyeceklerin tümünü, piştikten sonra ölçebilir veya tartabilirsiniz. Bazı yiyecekler pişirildikten sonra hafifleyebilir (et gibi), bazıları da pişirildikten sonra ağırlaşabilir (makarna, pilav gibi).

Hazır diyabetik tatlıları yiyebilir miyiz?

Piyasada "Diyabetik" olarak isimlendirilen tatlılar, diyabetli kişiler için uygun değildir. Diyabetik tatlıların içinde bulunan tatlandırıcılar, sorbitol, fruktoz gibi glikoza (şekere) eşdeğer kalorileri olan tatlandırıcılardır. Diyabetik çikolata ve bisküvilerde de yüksek oranda doymuş yağ bulunur. Bundan dolayı, bu tür yiyecekleri yediğiniz taktirde, kan şekeriniz ve trigliseridleriniz yükselebilir. Eğer, şişmansanız, daha fazla kilo almanıza neden olabilir. Ayrıca, bu tür diyabetik tatlıların fazla miktarda alınması, diyareye (ishale) neden olabilir. Üstelik, bu ürünler son derece pahalıdırlar.

Enerji içermeyen tatlandırıcıları kullanarak, evde yapacağınız tatlıları yiyebilirsiniz.Bu dosyada, size bu konuda yardımcı olmak üzere, tarafımdan denenerek geliştirilmiş ve tatlandırıcılarla yapılmış, kolay, düşük maliyetli ve severek yiyeceğiniz tatlı tarifleri haftanın mönüsü bölümünde verilecektir. Bu tatlıların belirli ölçüsünün, hangi değişim grubu içinde yer aldığı da belirtilmiştir.

Yapay tatlandırıcı nedir?

Diyabetli kişilerin, beslenme programlarında, şeker ve şekerli yiyecekler, kan şekerini hızla yükselttiğinden, yasaklanır. Oysa ki; şeker ve şekerli yiyecekler, genellikle herkesin sevdiği yiyeceklerdir. Böyle bir ihtiyaç oluşunca, şeker yerine geçen, ancak, kalorisi olmayan bazı maddeler üretilmeye başlanmıştır. Bu maddelere, yapay tatlandırıcılar adını veriyoruz.

Yapay tatlandırıcılar iki gruba ayrılırlar.

  • Enerji içeren tatlılar:
    • Fruktoz
    • Sorbitol
    • Mannitol
    • Ksilitol
    • Aspartam (1 gramı 4 kalori içerir. Fakat, 1 tablet, 20 mg aspartam içerir. Siz 25 tablet aspartam içeren tatlandırıcı kullandığınızda, toplam 250 mg aspartam almış olursunuz ve bu miktar bile 1 gramın sadece dörtte birine eşittir. Bu yüzden aspartam enerji içermeyen tatlandırıcılar grubuna dahil edlebilir).
  • Enerji içermeyen tatlandırıcılar:
    • Sakarin
    • Siklamat
    • Asesülfam Potasyum (K)
    • Aspartam

Enerji içeren tatlandırıcıların hepsinin, glikoza eşdeğer kalorileri vardır. Fruktoz; doğal olarak meyvelerde ve balda bulunur. Sorbitol ve ksilitol de, doğal olarak sebzelerde ve meyvelerde bulunur. Sanayide, diyabetik çiklet, dondurma, çikolata, bal ve reçel yapımında kullanılır. Önceleri, bu tür tatlandırıcılar, barsaklardan yavaş emildikleri ve bu yüzden kan şekerini yükseltmedikleri gerekçesiyle, kullanım alanı bulmuş fakat, daha sonra yapılan araştırmalarda kan şekerini ve kan yağlarını yükselttiği ve aşırı miktarlarının ishale neden olduğu görülmüştür. Üretim maliyetlerinin yüksek olması, ürünlerin satış fiyatlarını da artırmıştır. Tüm bu nedenlerden ve metabolizmada oluşabilecek olumsuz etkilerden dolayı, dünyadaki tüm diyabet otoriteleri tarafından, bu tür ürünlerin diyabetliler için uygun olmadığı açıklanmıştır.

Enerji içermeyen tatlandırıcılardan sakarin, ilk kez bulunan tatlandırıcılardandır. Metalik ve acı bir tat bırakır. Yüksek miktarlarının deney yapılan hayvanlarda idrar yolları tümörleri (kanser) geliştirdiği gerekçesiyle yasaklanmış ve daha sonra, sınırlı miktarda kullanımına izin verilmiştir.

Siklamatların da aşırı miktarda kullanılmasıyla, deney hayvanlarında idrar yolları tümörleri gelişmiş ve bu yüzden de dünyanın bir çok ülkesinde yasaklanmış ya da sınırlı kullanımına izin verilmiştir.

Aspartam ve asesulfam-K, son zamanlarda elde edilen tatlandırıcılardır. Yapılan bilimsel araştırmalarda, hemen herkesin kullanabileceği, sağlığa olumsuz etkilerinin olmadığı belirlenmiştir. Tüm dünyada kullanılan, en sağlıklı tatlandırıcılardır. Tablo-1'de, Türkiye'de bulunan tatlandırıcıların ticari isimleri ve emniyetle kullanılabilecek miktarları verilmiştir. Aspartam içeren tatlandırıcılar ile tatlandırılarak yapılan yiyecekler ısıtılır ya da pişirilirse, tatlandırıcının kimyasal yapısı bozulur ve tatlandırıcı özelliğini kaybeder. Bu yüzden, pişirilerek yapılan bir yiyecekte bu tür tatlandırıcılar kullanılacaksa, ateşten indirildikten sonra ilave edilmelidir.

TABLO - 1 YAPAY TATLANDIRICILARIN EMNİYETLİ KULLANIM DÜZEYLERİ
İÇERDİĞİ
MADDE
ADI TABLETTE
BULUNAN
MİKTAR
(BİRİM DOZU)
1 GÜNDE
EN ÇOK
KULLANILABİLEN
MİKTAR
(MAKSİMAL DOZ)
70 KİLOLUK
BİR YETİŞKİNİN
1 GÜNDE EN ÇOK
KULLANABİLECEĞİ
ADET
SAKARİN Sakarin 20 mg/tablet 2.5 mg/kg 8 adet
Sakarin 40 mg/tablet 4 adet
Sweetex 13.4 mg/tablet 13 adet
Hermesetas 15-16 mg/tablet 11 adet
ASPARTAM Sanpa 20 mg/tablet 40 mg/kg 140 adet
Nutra Tat 20 mg/tablet 140 adet
Diyet Tat 18.5 mg/tablet 151 adet
Aspartil 20 mg/tablet 140 adet
Canderel 18 mg/tablet 151 adet
Sucril 20 mg/tablet 140 adet
(**) Sweet'N Low 7.5 mg/tablet
(*) SİKLAMAT Dulcaryl 1 doz 125 mg/tablet 11 mg/kg 6 adet
Dulcaryl 1/ 4 doz 31.25 mg/tablet 24 adet
Hermestaryl 125 mg/tablet 6 adet
Dolçe 60 mg/tablet 13 adet
Tadalin 40 mg/tablet 19 adet
SUB Stoff 40 mg/tablet 19 adet
Natreen 40 mg/tablet 19 adet
ASESULFAM-K Sweet'N Low (Toz form) 15 mg/kg
(**) Sweet'N Low (Poşet form)
(**) Sweet'N Low 7.5 mg/tablet 120 adet
  • (*) Siklamat içeren tatlandırıcılar, Sodyum Siklamat/Sodyum Sakarin'in 10/1 oranında bileşiminden oluşur.
  • (**) Sweet'N Low'un poşet ve tablet formları, 7.5 mg aspartam + 7.5 mg asesulfam-K'nın bileşiminden oluşur.

Tablo 1' de; yaygın olarak kullanılan tatlandırıcıların 1 günde kullanılabilecek dozları (emniyetle kullanılabilecek miktarları) ve 70 kg olan bir kişinin kullanabileceği en yüksek dozları belirlenmiştir.

Yemek planlamasında DEĞİŞİM LİSTELERİNİN kullanılması, diyet uygulamasında kolaylık sağlamaktadır. Her gün, aynı besin ögelerini içeren değişik yiyeceklerin yenilmesi, hastaların diyetten sıkılmasını önlemektedir. Besin Değişim Listeleri, aşağıdaki gibi gruplandırılmıştır.

1) Süt Grubu : Süt ve yoğurt, bu gruba girer.
2) Et Grubu : Her türlü hayvan etleri, peynirler, yumurta bu gruptadır.
3) Kurubaklagil Grubu : Kurubaklagiller bu gruptadır.
4) Ekmek Grubu : Un ve unla hazırlanan yiyecekler, ekmekler, nişasta yönünden zengin yiyecekler bu gruba dahildir.
5) Sebze Grubu : Bütün sebzeler bu gruba dahildir (patates, ekmek değişimine girer).
6) Meyve Grubu : Meyvelerin bir porsiyona düşen miktarları çok önemlidir. Çünkü, meyveler değişik oranlarda karbonhidrat (şeker) içerirler.
7) Yağ Grubu : Her türlü hayvansal ve bitkisel yağlar, zeytin ve kuruyemişler (yağlı tohumlar), bu gruba dahil edilmişlerdir.

Beslenme programınızda, rahatlıkla yiyebileceğiniz yiyecekler ve yenilmesi sakıncalı olan yiyecekler aşağıda belirtilmiştir. Tansiyonunuz yüksek ise, maden suyu ve sodası ve tuz kullanımına dikkat ediniz.

SERBEST YİYECEKLER

Şekersiz çay, kahve, ıhlamur, maden suyu ve sodası, diyet kola, light meşrubatlar, tuz, baharatlar, salça, sarımsak, sirke, hardal kullanabilirsiniz.

YENİLMEMESİ GEREKEN YİYECEKLER

  • Şeker, şekerleme, şekerli tatlılar, bal, reçel, pekmez, bulama, şıra, boza, marmelat, şurup, dondurma, kremşanti
  • Hamur işleri, hamur tatlıları, börek, çörek, pasta, kek, kurabiye, çikolata, jöle, tahin helvası
  • Yağda kızartılmış, kavrulmuş ve sos ilave edilmiş yiyecekler (et, sebze, hamur)
  • Bütün yağlı yiyecekler (yağlı et, kavurma, yağlı balık, yağlı tavuk, kaymak, krema, mayonez)
  • Kuruyemişler (belirtilenlerin dışında kalanlar)
  • Alkollü içecekler, meşrubatlar, hazır meyve suları
  • Terkibi bilinmeyen hazır gıdalar (hazır çorbalar, bulyonlar-etsuyu tabletleri vb.)
  • Listede belirtilmeyen her türlü yiyecek
  • Hayvansal ve diğer katı yağlar (tereyağı, kuyrukyağı, içyağı, margarinler)
  • Sakatatlar (karaciğer, beyin, dil, dalak, yürek, işkembe, paça, kokoreç)
  • Hazır satılan diyabetik ürünler (diyabetik reçel, bal, çikolata, bisküvi vb.)
Not:

- Kan yağları yüksek olanlar, eğer çok arzu ediyorlarsa, haftada, 1 tam yumurtayı, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir veya 1 köfte kadar et yerine yiyebilirler.

- Midenizde şikayetiniz yoksa; tüm baharatları, salça, sarımsak, sirke, hardal ve şekersiz çay, kahve ve ıhlamur kullanabilirsiniz.

- Tuzu, önerilen miktarlarda yiyebilirsiniz.

DEĞİŞİM LİSTELERİ

SÜT GRUBU: 1 Süt değişimi; 9 g karbonhidrat, 6 g protein, 6 g yağ ve 114 kalorilik enerji sağlar. 1 değişim tam yağlı süt, 35 mg kolesterol, 1 değişim 1/2 yağlı süt 20 mg. kolesterol içerir.

Süt; su, yağ, protein, karbonhidrat, mineral ve vitaminlerden oluşmuştur. Sütün içindeki yağın, yaklaşık 2/3'ü doymuş, 1/3'ü doymamış yağ asitlerinden meydana gelmiştir. Süt ve yoğurt, en çok kalsiyum (Ca) ve fosfor (P) yönünden zengindir. Kalsiyum, fosforla birleşmiş haldedir. Süt, A ve B vitaminlerinin bir çoğu için de iyi bir kaynaktır. Protein yönünden de zengin olan süt ve yoğurdu, büyüme çağındaki çocukların, gebe ve emzikli kadınların daha fazla tüketmeleri gerekmektedir.

Fakat süt, demir ve C vitamini yönünden fakirdir. Yoğurdun besin değeri sütten farksızdır. Ancak, folik asit gibi bazı B vitaminlerinin miktarı, yoğurtta daha fazladır.

Süt ve yoğurt, tek başına alınabildiği gibi, bazı içeceklerle birlikte (kahve, neskafe, ayran) alınabilir veya bazı yemeklerin (çorba vb.) içinde de kullanılabilir. Süt ve yoğurt, bu tür yiyecek ve içeceklerde kullanıldığı zaman, günlük süt değişiminden azaltma yapılması gerekmektedir. Ayrıca sütü, tatlandırıcılarla yapacağınız sütlü tatlılar şeklinde de alabilirsiniz.

ET GRUBU: 1 et değişimi 6 gr. protein, 5 gr. yağ ve 18 mg.- 27 mg. arasında kolesterol içerir. 1 et değişimi 69 kalorilik enerji sağlar.

Et, balık, tavuk, yumurta, peynir ve et ürünleri bu grupta yer alır. Bu gruptaki yiyecekler, protein, demir (Fe), B12 vitamini, çinko (Zn) ve diğer B grubu vitaminleri ve ayrıca kolesterol yönünden zengindir. 1 adet yumurtada 275 mg. kolesterol vardır. Kırmızı etlerde ve sakatatlarda kolesterol ve yağ oranı, balık ve tavuğa göre daha fazladır. Bu yüzden, kalp hastaları ve kan kolesterol düzeyi yüksek olan kişiler, yumurta ve kırmızı eti, belirtilenden fazla yememelidirler. Et satın alırken, yağsız olmasına özen gösteriniz, ızgara ya da haşlama olarak pişiriniz ve görünürdeki yağları yemeyiniz.

KURUBAKLAGİL GRUBU: 1 kurubaklagil değişimi, 15 g karbonhidrat, 5 g protein, 80 kalorilik enerji sağlar. Kurubaklagiller, kolesterol içermezler, çözünür posa içerdikleri için kolesterolü düşürücü etkileri vardır.

Bu grupta, kurufasulye, nohut, barbunya, mercimek, kurubakla ve börülce, leblebi ve nohut gibi yiyecekler vardır.

Bu gruptaki yiyecekler, protein, kalsiyum ve demir yönünden zengindir. Kurubaklagiller ayrıca B12 vitamini dışındaki B vitaminleri açısından da zengindir. Posa (özellikle çözünebilir posa) yönünden zengin olan kurubaklagillerin glisemik indeksi düşüktür (kan şekerini yükseltmezler). Kan kolesterolü ve trigliseridlerinin düşürülmesine de yardımcı olarak kurubaklagiller, tahıllarla birlikte kullanıldığında ve iyi pişirildiğinde protein değeri, et proteinine ulaşır. Belirlenen miktarlarda kurubaklagil yemeği yenildiğinde, o öğünde bulunan "1 et + 1 ekmek" değişiminden azaltma yapmak gerekir. Her porsiyona 1 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ konulabilir.

SEBZE GRUBU:

A Grubu sebzeler: Enerji değerleri düşük olduğundan, çiğ olarak, istenildiği kadar yenilebilir. Tüm yeşil yapraklı sebzeler, salatalık, domates, turp, bamya, biber, taze fasulye, karnabahar, lahana, kereviz vb. bu gruba girer. Pişmiş olarak, her 2 değişim A grubu sebze, 1 değişim B grubu sebzenin kalorisine eşdeğerdir. 1 değişim A grubu sebze, 6 g karbonhidrat, 1 g protein, 28 kalori enerji içerir. İçine ilave edilen yiyeceklerle(soğan, domates, pirinç ve yağ vb.) ve pişirme yöntemine göre(kızartmavb.) kalorisi yükselir. Bu grup yiyeceklerde kolesterol yoktur.

Genellikle, koyu yeşil renkli sebzeler, vitaminler ve mineraller yönünden zengindir. Yeşil yapraklılarla, sarı sebzeler (havuç, kayısı, domates) A vitamini yönünden zengindirler. Marul, maydanoz, ıspanak, havuç, enginar, lahana, domates potasyum yönünden zengindir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve domates, C vitamini bakımından turunçgiller kadar zengindirler. Yeşil yapraklı sebzeler, folik asit yönünden de zengindirler. Kurutulmuş yeşil fasulye, yeşil biber, patlıcan, pazı, ebegümeci, taze fasulye, pırasa, bezelye, bakla ve enginarda, diğer sebzelere göre daha yüksek oranda posa vardır. Diyabetli ve lipidi, kolesterolü yüksek hastaların, bu yiyeceklerden mutlaka her gün 2 porsiyon yemeleri tavsiye edilir.

Sebzeler; etli, etsiz ya da salata olarak yenilebilir. Etli sebze yemeğinin içine yağ konulmamalıdır ve bu yemek içinde yenen et, 1 değişim et olarak hesaplanmalıdır. Sebze yemeği içine konulan kıyma veya et, tamamen yağsız olmalıdır.

B Grubu sebzeler: Bir miktar enerji sağlar, günde 1-2 porsiyon yenebilir. Pancar, havuç, soğan, bezelye, kış kabağı, şalgam, bakla, pırasa vb. Sebzeler bu gruba girer. 1 B grubu sebze, 7 gr. karbonhidrat, 2 gr. protein, 36 kalorilik enerji sağlar.

Not: Havucun, glisemik indeksi yüksektir. Çok sık kullanılmamalıdır. Sebze yemeklerinde ve salatalarda az miktarda kullanılabilir.

MEYVE GRUBU: Bu listede 1 meyve değişimi; 12 g karbonhidrat ve 48 kalorilik enerji sağlar. Meyveler, vitamin, mineral ve (barsak faaliyetlerini olumlu yönde etkileyen) posa yönünden zengin yiyeceklerdir. Meyvelerin içerdikleri vitamin çeşitleri ve miktarları farklıdır. Genellikle turunçgil grubu (limon, portakal, mandalina) ve çilek, C vitamini yönünden zengindir. Kayısı A vitamini içerir. Muz, portakal ve elmada, yüksek miktarda potasyum (K) vardır. Meyvelerin lezzeti, içerdikleri asit ve şekerden ileri gelir. Meyveler olgunlaştıkça asit miktarları azalmakta, şeker miktarı artmaktadır. Meyveleri taze olarak kabuğu ile yemek, posa açısından önemlidir. Meyveler ayrıca komposto veya meyve suyu olarak da alınabilir. Meyve suyunun glisemik indeksi yüksektir. Bu nedenle, meyve suyu yerine meyve yemeyi tercih ediniz. Komposto ise, tatlandıcı ile yapılmış olmalıdır.

Not: Kurutulmuş meyveler (kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, kuru erik, kuru dut vb.) kuru maddeler yönünden yoğunlaştığından, enerji değerleri yüksektir. Bu nedenle, diyabetlilerin, kurutulmuş meyve, pestil gibi yiyecekleri yememeleri yerinde olur.

EKMEK GRUBU: 1 ekmek değişimi, 15 gr. karbonhidrat, 2 gr. protein, 68 kalorilik enerji sağlar.

Bu gruba, her çeşit ekmek, çeşitli çorbalar, pilav, makarna, bisküvi, kraker gibi yiyecekler girer. Kepekli ekmek; demir, B1 vitamini ve bol miktarda posa içerir. Posa, barsakların çalışmasını sağlar. Ayrıca posalı yiyecekler, diyabetli kişilerin şekerinin, kan yağları yüksek olanların kan yağlarının düşmesine yardımcı olur. Buğday, kepek, patates ve mısır, çok iyi birer potasyum kaynağıdırlar. Mayalı ekmek, beslenme açısından mayasız ekmekten daha değerlidir. Pilav, makarna ve çorbaya az yağ koyunuz.

YAĞ GRUBU: 1 yağ değişimi, 5 gr. yağ, 45 kalorilik enerji sağlar. Zeytinyağı ve bitkisel yağlar kolesterol içermezler. 1 tatlı kaşığı tereyağı (5gr.), 11 mg. kolesterol içerir.

Tereyağı, kuyrukyağı, krema, mayonez, zeytinyağı, ayçiçek yağı, pamuk yağı, soya yağı, mısırözü, haşhaş yağı vb. bu gruba girer. Yağlar, en önemli enerji kaynağıdırlar. Margarinlerde A vitamini ve D vitamini bulunmaktadır. Yağlar, bitkisel ve hayvansal kaynaklardan elde edilmektedir. Bitkisel yağlar, oda sıcaklığında sıvıdır, hayvansal yağlar (tereyağı, kuyrukyağı, iç yağı) ve hidrojenle karıştırılmış bitkisel margarin ise, oda sıcaklığında katı durumdadır. Diyabet iyi kontrol edilmez ise kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlayan bir hastalıktır. Besinlerin içindeki kolestrol ve katı yağlar (tereyağı, margarin vb.), krema ve mayonezin içerdiği doymuş yağ asitleri, kan kolesterolü ve lipidlerinin yükselmesine sebep olur. Bu nedenle, kalp-damar hastalığı riski taşıyan diyabetli kişiler ve lipid ve kolesterolü yüksek olanlar, bu yiyecekleri yemekten kaçınmalıdırlar.

SAĞLIKLI YEMEK PİŞİRME KURALLARI

Et, Balık, Tavuk, Hindi:

Bu tür yiyeceklerde, kızartma yöntemi kullanılmamalıdır. Et veya etten yapılan yiyecekler (köfte vb.) ve tavuk, ızgara, haşlama veya fırında pişirilmelidir. Izgara veya kuru ısıda yapılan yiyecekler, çok yüksek ısıda pişirilmemeli, ortaya yakın ısı tercih edilmelidir. Izgara sırasında etler çok fazla çevrilmemelidir. Bu işlem, etlerin suyunu kaybederek kurumasına neden olur. Haşlama işlemi, ya çok az suyla, ya da bol su ile yapılabilir. Her iki yöntemde de etler, soğuk suya konulmalıdır. Fırında pişirmede ise, etler soğuk fırına konulmalı, ortaya yakın bir ısı derecesinde pişirilmelidir.

Balık; ızgara, fırın veya buğulama yöntemi ile pişirilebilir. Buğulama şeklinde pişirilen balık, yağsız ise, 1 kg balığa 1-2 yemek kaşığı bitkisel yağ konulabilir. Buğulama yönteminde balıklara, istenirse çeşitli sebzeler de ilave edilebilir (soğan, domates, biber vb.).

Etli, tavuklu, hindili sebze yemekleri:

Et veya kıyma, yağsız olarak alınmalıdır. Sebze yemekleri kıymalı, kuşbaşı etli, tavuk etli pişirilebilir. Eğer yemekte kullanılacak et yağsız ise veya tavuk eti ve hindi eti derisiz ise, etli sebze yemeğinize bir miktar bitkisel sıvı yağ koyabilirsiniz (1 kg. sebze için 2 yemek kaşığı sıvı yağ). Kıyma veya kuşbaşı etli yaptığınız her türlü sebze yemeğinizi, tavuk eti ve hindi eti ile de yapabilirsiniz.

Kurubaklagil yemekleri:

Kurubaklagiller pişirilmeden önce ıslatılmalıdır. Islatma süresi, kullanılan suyun özelliğine bağlı olarak 8-10 saat olabilir. Genellikle, kurubaklagillerin ıslatıldığı su atılır. Hatta kurubaklagiller, gaz yapacağı düşüncesiyle, haşlanarak suyu dökülür. Bu suyun atılması yanlıştır. Kurubaklagillerde gaz oluşturan, dış kabuklarıdır. Kabuklar da, ne ıslatılarak, ne de haşlanıp suyu dökülmekle ayrılmaz. Dolayısıyla kurubaklagillerin haşlanarak suyun dökülmesi, gaz oluşmasını önleyemez. Bu suyun atılması ile, kurubaklagillerin suda eriyen vitaminlerinde kayıplar olur. Bu nedenle, kurubaklagiller yıkandıktan sonra ıslatılmalı ve ıslatma suyunda pişirilmelidir. Kurubaklagil yemeklerine, pişirme sırasında bitkisel sıvı yağ konulmalıdır. 2 su bardağı çiğ kurubaklagilden yapılan yemeğe 2-3 yemek kaşığı yağ konulması yeterlidir.

Pilav, makarna, börekler:

Pilav yapılmadan önce pirinç genellikle sıcak suda uzun süre bekletilir, bu son derece yanlıştır. Bu işlemde, pirinçte çok miktarda vitamin ve mineral kayıpları oluşur. Pilav yapılmasında doğru olan yöntem, soğuk suda yıkanıp süzülmesinden sonra, kaynamakta olan suya atılarak pişirilmesi ve suyun çektirilmesidir. Pirinç kesinlikle kavrulmamalıdır. 2 su bardağı çiğ pirinç için 2-3 yemek kaşığı bitkisel sıvı yağ yeterlidir. Makarna da, haşlandıktan sonra suyu dökülmemeli ve mutlaka pilav gibi, pişirme sırasında suyu çektirilmelidir. Makarnaya da bitkisel sıvı yağ konulmalı ve miktarı 1 paket makarna için 2-3 yemek kaşığını geçmemelidir. Makarnada sos olarak, daha çok sebzeli soslara ağırlık verilmelidir. Börekler yağda kızartılmamalı, fırında pişirilmiş börekler tercih edilmelidir. Bu tür börekleri yumuşatmak için, kat aralarına yağ yerine süt-yumurta karışımı kullanılması daha uygun olur. Kalorisinin düşüklüğü nedeniyle sebzeli börekler tercih edilmelidir (ıspanaklı, pırasalı, kabaklı vb).

Sebze yemekleri:

Sebze yemekleri etsiz pişiriliyorsa, bitkisel sıvı yağ, özellikle zeytinyağı kullanılmalıdır. Sebze yemeklerinin yapımı sırasında soğan kullanılıyorsa, yağ yakılmadan soğan ve sebzeler çiğ olarak tencereye konulmalı, mümkün olduğu kadar az suda ve kısık ateşte pişirilmelidir. 1 kg. sebze için kullanılacak yağ miktarı 2-3 yemek kaşığını geçmemelidir.

Yağlar:

Beslenme programınız içinde, sizin için belirlenmiş olan yağ miktarı, yemeklerin pişirilmesi sırasında kullanılacak yağ miktarıdır. Bu yağın genellikle bitkisel sıvı yağ olmasına dikkat ediniz. Sıcak, soğuk tüm yemeklerinizde özellikle zeytinyağı ve fındıkyağı kullanmaya özen gösteriniz. Eğer sıcak yemeklerde zeytinyağını sevmiyorsanız, diğer bitkisel sıvı yağları kullanabilirsiniz. Beslenme programınız içerisinde yer alan et, balık, tavuk, süt, yoğurt, peynir gibi yiyeceklerin bünyesinde doymuş yağ bulunduğu için, ayrıca dışarıdan tereyağı ve margarin gibi doymuş yağlardan almanıza gerek yoktur. Doymuş yağlar, kan yağlarınızın yükselmesine neden olacağından, kullanmamanız gerekir.

EV DIŞINDA YENİLEN YİYECEKLERİN DEĞİŞİM KARŞILIKLARI

Not: Fast food türü yiyecekleri, mümkün olduğu kadar az tüketiniz. Genel olarak, yağda kızartılmış yiyecekler yerine, ızgara olanları tercih ediniz. Milföy hamurunda, yarısı kadar katı yağ bulunduğu için, milföyden yapılmış börekleri yemeyiniz. Yemeklerde, az miktarda ve bitkisel sıvı yağ kullanmaya özen gösteriniz. Börekleri, mümkün olduğu kadar evde kendiniz yapınız. Ev dışında yediğiniz sulu yemeklerin suyunu yemeyiniz.

TATLANDIRICILARLA YAPILMIŞ TATLI TARİFLERİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Tatlandırıcı ile yapılan tatlılarda dikkat edilmesi gereken konu, tatlandırıcının, yiyeceğe piştikten sonra ilave edilmesidir. Aspartam içeren tatlandırıcılar ısı ile hidrolize olarak, aminoasitlere ayrışır ve tatlandırıcı özelliğini yitirir. Bu nedenle, aspartam içeren tatlandırıcılar, fırınlanan veya pişirilen yiyeceklerde kullanılmaz. Siklamat içeren tatlandırıcılar ise, pişirildiklerinde acı ve metalik bir tat oluşturur. Siklamat içeren tatlandırıcıların bu özelliği, şeker veya asesulfam-K içeren tatlandırıcılarla birlikte kullanıldığında, bir ölçüde giderilmiş olur.

Bu dosyada, haftanın mönüsü bölümünde, diyabetli ve kilo vermek isteyen kişiler için, özel olarak ve denenerek geliştirilmiş, enerji içermeyen tatlandırıcılar kullanılarak yapılabilecek tatlı tarifleri verilecektir. Tatlandırıcılarla yapılacak olan bu tatlıları, hem diyabetli ve/veya obez kişiler, hem de aileleri güvenle ve rahatlıkla yiyebileceklerdir. Bu tatlı tarifleri, ev ortamında kolayca bulunabilecek, ekonomik malzemeler kullanılarak, pratik ölçüler ve ayrıca miktarlar belirlenerek hazırlanmıştır. Miktarlar, herkesin evinde bulunabilen mutfak terazisi ile belirlenmiş, diğer taraftan da bu miktarlara eşdeğer olan mutfak gereçleri temel alınarak ölçü değerleri verilmiştir. Bu tarifler geliştirilirken dikkat edilen diğer husus da, Türkiye'de yaşayan insanların alışkanlıklarına uygun, gelenekselleşmiş ve sıklıkla tüketilen tatlıların, tatlandırıcı ile yapılmış olmasıdır. Bu tariflerin her birinin porsiyon ölçüsü belirlenmiş ve 1 porsiyonun içerdiği besin ögelerine göre, değişim listelerinde, hangi grupta yer aldığı ve miktarı da belirtilmiştir.

Not: Tatlandırıcıların tablet şeklinde olanlarının, havanda toz haline getirildikten sonra, ya da az miktarda ılık suda eritilerek tatlılara karıştırılması, eşit dağılımı sağlayacağı için, daha başarılı sonuç verecektir.

Prof. Dr. M. Emel ALPHAN
Beslenme Uzmanı
Tel: 0216 338 11 44

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

6

Wednesday, February 21st 2007, 6:42pm

Kein Titel

Şeker Hastalığının Belirtileri

Şeker Hastalığının (Diabetes Mellitus) Belirtileri Nelerdir?

  • Ağız kuruluğu ve çok su içme (polidipsi)
    Vücuttan idrarla çok su atıldığı için vücutta su azalır ve çok su içme ihtiyacı doğar.
  • Çok idrara çıkma (poliüri), gece çok idrara kalkmak(Noktüri)
    Kandaki fazla şeker böbreklerden idrara geçer, fazla şekeri atmak için şekerle beraber vücuttan suda atılacağı için idrar miktarı fazlalaşır
  • Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yemek yeme (polifaji)
    İnsülin yetersizliğinden dolayı hücrelerin ihtiyacı kadar şeker hücrelere giremez, bunun sonucunda hücrelerden beyine sürekli açlık sinyali gönderilir. Yemek yenilsede şeker hücrelere alınamadığı için açlık hissi devam eder, vücut yenilen besinleri enerjiye dönüştüremez. Bunun sonucunda halsizlik, kilo verme yakınmaları da ortaya çıkar.
  • Halsizlik
  • Zayıflama
  • Bulanık görme
    Kan şekerinin yükselmesi görmemizi sağlayan göz merceği ve göz sıvısının yoğunluğunun değişmesine yol açar ve bulanık görme ortaya çıkar. Kan şekeriniz, şeker hastalığınızın tedavisi ile normal değerlere gelse de görmenizin düzelmesi bir kaç hafta alabilir.
  • Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi
    Hücreler yeteri kadar beslenemedikleri için ve vücudun savunma sistemi bozuk olduğu için yara iyileşmesi geç olur.
  • (Kadınlarda) Vajinal kaşıntı
    Kan şekerinin yüksek olması hem vücudun direncini azaltarak hem de mayaların çoğalmasını sağlayacak uygun ortamı hazırlayarak vajinal kandidiasis-vajinal mantar oluşmasını sağlar. Kan şekeri kontrolü ile bu durum kendiliğinden geçebilir, düzelmezse doktora başvurmanız gerekir. Tedavi edilmeyen şeker hastalarında aşağıdaki bekirtilerin hepsi veya sadece bir kısmı görülebilir.

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

7

Wednesday, February 21st 2007, 6:43pm

Kein Titel

Diyabet Kontrolü Nedir ?

Şeker hastalığı olmayan insanlarda kan şekeri açlıkta 70-110 mg/dl arasında, toklukta (yemekten 2 saat sonra) 140 mg/dl'nin altındadır.

Kan şekeri değerleri ve diyabet kontrolü
Aç karnına Yemeklerden 2 saat sonra HbA1C
İdeal-Normal Bireyler 110 mg/dl'e kadar 140 mg/dl'e kadar %6'a kadar
Diyabetik hastalar için hedef değerler 80-120 mg/dl 100-140 mg/dl %7'e kadar

Yukarıdaki hedefler şeker hastalığı ile birlikte başka sağlık problemi olmayan hastalar için belirtilmiştir. Sizin ideal kan şekeri hedeflerinizin ne olması gerektiğini doktorunuza danışmalısısnız.Diyabet tedavisinde de hedef kan şekeri değerlerinizi normal sınrlarda tutmaktır. Kan şekeri düzeyinizi normal sınırlara yakın değerlerde tutmanız, ilerleyen zaman içinde diyabetle ilişkili sağlık sorunlarından sizi uzak tutacaktır.

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

8

Wednesday, February 21st 2007, 6:44pm

Kein Titel

Egzersizler

Egzersiz programına başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışarak tıbbi kontrolden geçmelisiniz.Yapmak istediğiniz egzersiz programını kısıtlayabilecek bir sağlık probleminizin olup olmadığını sormalısınız. Eğer insülin veya şeker düşürücü hap kullanıyorsanız egzersiz sırasında veya sonrasında kan şekerinizin düşebileceğini mutlaka aklınızda tutarak bunun için önleminizi alın. (Bkz Önlemler) Egzersiz olarak saymadığınız günlük işleriniz bile enerji tüketiminizin artmasına yol açarak kan şekerinizi düşürebilir. Örneğin alışveriş yapmak, bahçede çalışmak, uzun yürüyüş yapmak, yüzmek, dans etmek, ev işleri...

Yürüyüş (yapabildiğiniz kadar tempolu) en uygun egzersizdir. Bunun için bütün ihtiyacınız bir çift lastiği sıkmayan pamuklu çorap ve ayağınıza iyi uyan, vurmayan bir çift ayakkabıdır.

Yapılacak egzersize ve kan şekeri değerlerinize göre hipoglisemi yaşamamak için ek gıda almanız gerekebilir. Kan şekeri değerlerinize ve yapacağınız egzersizin şiddetine göre ilave olarak almanız gereken besinler tabloda gösterilmiştir. ( 1ekmek= 1 dilim ekmek veya yerine yiyebileceğiniz bir besin. Besin değişim tablosunda eşdeğer yiyecekler gösterilecektir)

Egzersiz Tipi Kan Şekeri (mg/dl) Eklenecek Besin Örnek Gıda
Kısa süreli(30 dk.dan az) ve hafif-orta şiddette egzersiz (1-2 km yürümek, bisiklete binmek...) 100'ün altında 25 gr karbonhidrat 1 ekmek ve bir meyve
100-180 arası 10-15 gr karbonhidrat 1 ekmek veya 1 meyve
180-240 arası Ek gıda gerekmez Ek gıda gerekmez
30-60 dk arası orta şiddette (tenis, yüzme, koşu, bisiklete binme, bahçede çalışmak, voleybol...) 100'ün altında 25 gr karbonhidrat 6 gr protein 1 ekmek, 1 meyve ve 1 et, yarım saat sonra 1 meyve
100-180 arası 15 gr karbonhidrat 6 gr protein 1 ekmek ve 1 et
180-240 arası 10-15 gr karbonhidrat 1 ekmek veya 1 meyve
30-60 dk arası şiddetli (futbol, basketbol, zorlu bisiklet veya yüzme) 100'ün altında 30-40 gr karbonhidrat 20 gr protein 2 ekmek, 2 et, ve 1 meyve
100-180 arası 15-20 gr karbonhidrat 6 gr protein 2 ekmek ve 1 et
180-240 arası 10-15 gr karbonhidrat 1 ekmek veya 1 meyve
60-120 dk şiddetli (futbol, basketbol, zorlu bisiklet veya yüzme) 100'ün altında 50 gr karbonhidrat 20 gr protein 2 ekmek, 2 et, 1 süt ve 1 meyve
100-180 arası 25-50 gr karbonhidrat 6 gr protein 1 ekmek, 1 et ve 1süt veya 1 meyve
180-240 arası 10-15 gr karbonhidrat 1 ekmek veya 1 meyve

Çok Önemli !
Kan şekeriniz 250 mg/dl 'den fazla veya idrarda ketonunuz varsa egzersiz yapmayın.Uygun fizik aktivite sağlık problemi olan veya olmayan herkesin sağlığı için iyidir. Şeker hastalarında egzersiz kan şekerinizi daha iyi kontrol altında tutmanızı sağlar. Aktivite vücuttaki şekerin daha hızlı tüketilmesini sağlar. Fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur. Kendinizi daha iyi hissedersiniz.

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

9

Wednesday, February 21st 2007, 6:46pm

Kein Titel

Kullanılan İlaçlar

Diyet ve egzersizle kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetik hastalarda bunu sağlamak için ağızdan şeker düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar etkilerini farklı mekanizmalarla gösterirler.

Sulfonilüreler: Pankreastan insülin salgısını arttırır.
Örnek: Gliclazide (diamicron), Glipizide (Glucotrol XL, Glutril), Glimepiride (Amaryl)…Genellikle yemekten 30 dk önce önerilir. Sabah ve akşam'a dozlar bölünebilir. En önemli yan etkisi hipoglisemidir(şeker düşüklüğü). Bu ilaçların karaciğer, böbrek ya da kalp yetmezliği olan hastlarda kullanılması sakıncalıdır.

Biguanidler: Gerçek bir hipoglisemik ajan değildir, şeker hastalığı olmayan bireylerde kan şekerini düşürmez. Bir antihiperglisemik ajandır. Pankreastan insülin salgısını uyarmaz. Karaciğerden kana glukoz (basit şeker) verilmesini azaltır, vücudumuzda ki dokuların insüline hassasiyetini arttırır.
Örnek: Metformin (Glucophage Retard). Böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, ağır kalp yetmezliği, dolaşım bozukluğu ve bronşiti (Kronik obstruktif akciğer hastalığı) olanlarda kullanılamaz. En sık görülen yan etkisi ishal (ilacın kullanımın devam edildiğinde kendiliğinden düzelir) ve en önemli yan etkiside kullanımı sakıncalı kişilerde kullanıldığında nadiren laktik asidoz komasına yol açabilir.

Kısa etkili insulin salgılatan ilaçlar: Bunlarda sulfonilüreler gibi pankreastan insulin salgısını arttırarak etki ederler. Ancak etki başlangıcı sulfonilürelere gore daha çabuk ve etki süreleri daha kısadır. Yemekle birlikte alınırlar ve tokluk kan şekerini control ederler. Ülkemizde nateglinide ve repaglinide (Starlix ve Novonorm) bulunmaktadır.

Tiazolidinedionelar: Bu ilaçlar vücudumuzun insüline olan hassasiyetini arttırarak etki ederler. Daha çok karaciğer dışındaki dokuların insüline hassasiyetini arttırırlar. Bu grubun ilk üyesi olan troglitazone ile ciddi karaciğer yetmezliği ortaya çıktığı için kullanımdan kaldırıldı. Halen kullanımda olan roziglitazone ve pioglitazone( Avandia, Actos, Glifix) bu açıdan güvenli olarak kullanılmaktadır. Ancak yine de kullanım sırasında karaciğer fonksiyonları izlenmektedir. Kilo alımı ve ödem bu ilaçların kullanımında görülebilecek yan etkilerdir.

Alfa Glukozidaz İnhibitörü: İnce barsakta yemeklerle alınan şekerlerin barsaklarda parçalanıp, emilmesini ve kana geçmesini engeller. Yemeklerin ilk lokması ile birlikte alınmalıdır.
Örnek: Acarbose (Glucobay). Bu ilacın en önemli yan etkisi gaz ve şişkinliktir, ilacın kullanımı ile genellikle 2-6 haftada düzelir. Düzelme olmazsa veya yakınmalar çok şiddetli ise ilacın değiştirilmesi gerekebilir.

  • Kan şekeri kontrolü diyet, egzersiz ve ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlarla sağlanamayan tip 2 diyabetik hastalarda;
  • İlaçların kullanılmasının diğer sağlık problemleri nedeniyle sakıncalı olduğu diyet ve egzersizle kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetik hastalarda;
  • Tip 1 diyabetik hastalarda diyabet teşhisinden itibaren kan şekeri kontrolünün sağlanması için insülin kullanılması gereklidir.

İnsülin Tedavisi:

Günümüzde diyabeti olan hastalar için hedefimiz kan şekeri değerlerini normal değerlere getirebilmektir. İnsülin tedavisinin amacı vücutta eksik olan insülin'i yerine koyarak kan şekeri kontrolünü sağlamaktır. İnsülin bağımlılık yapmaz. Vücudumuzda insülin eksikliği olduğu müddetçe insülin kullanmamız gereklidir. Genellikle vücudumuzda insülin ihtiyacı başladığında pankreasın insülin üreten hücrelerinin en az %80'i harap olmuştur ve harap olan pankreasın insülin üreten hücreleri ne yazıkki kendini yenileyemez. Bu nedenle vücudumuzda yeterince üretilemeyen bu hormonu insülin enjeksiyonları ile dışarıdan sürekli yerine koymamız gerekir.

Yeni tanı Tip 1 diyabetiklere, hastanın uyumu da göz önüne alınarak günde 2-5 kez olmak üzere insülin enjeksiyonu önerilir. Tip 2 diyabetik hastalarda kan şekeri kontrolüne ve diğer sağlık problemlerine göre günde 1 ile 4 defa insülin kullanımı gerekebilir. Hastalar kendi enjeksiyonlarını kendileri yapar ve evde kan şekerlerini glukometre ile takip ederek insülin dozlarını ayarlarlayabilirler.

Türkiye'de çeşitli insülin türleri mevcuttur. (Şişeler) Flakonlar Mart 2000 tarihine kadar 40 IU/ml insülin içermekteydi ve buna uygun kırmızı kapaklı U-40 yazılı insülin enjektörleri ile birlikte kullanılmaktaydı. Ancak Mart 2000'den sonra flakonların yoğunluğu 100 (ünite)IU/ml'e yükseltildi ve bu şişelerin kapakları turuncu renk olarak satışa sunuldu. Turuncu kapaklı bu şişelerin içindeki insülin daha yoğun ve mutlaka turuncu kapaklı bu şişeler için hazırlanmış yine kapakları turuncu olan U-100 insülin enjektörleri ile yapılması gerekir.

Orta etkili insülinlere de (NPH) İnsulitard HM, Humulin N örnek verilebilir. Bunun dışında iki insülin türünün değişik oranlarda karışımlarını içeren Mikstard HM veya Humulin M insülinler mevcuttur (70/30= %70 NPH, % 30 Kristalize insülin içerir). İnsülin kalemleri ile kullanılan insülinler 100 IU/ml'de insülin içerirler, kartuş formundadırlar ve sadece kalem ile uygulanabilirler. İnsülin enjektörleri ile uygulanmaları kesinlikle önerilmez.

İnsülin Nasıl Üretilir?

Üretilen ilk insülin preparatları hayvan pankreasından elde edilirken (sığır, domuz ya da sığır/domuz karışımı) son 10 yıl içinde yarı sentetik yolla insan insülini elde edilmiş (Hayvanlardan elde edilen insülin biyolojik ve kimyasal reaksiyonlarla insanın ürettiği insülinle aynı hale getirilmiş) ve daha sonra genetik mühendisliği ile bakteriler ve mayalara insan insülin geni aşılanarak insan insülini üretmeleri sağlanmıştır. Günümüzde biyosentetik insan insülinleri rekombinant DNA teknolojisi ile üretilmekte ve şeker hastalarınca yaygın olarak kullanılmaktadır.

İnsülinler en basit biçimde kısa, orta ve uzun etki süreli olmak üzere etki sürelerine göre sınıflandırılabilirse de unutulmaması gereken nokta enjekte edilen insülinin emilimi aynı kişide %25 oranında, kişiler arasında ise %50'ye varan oranda değişkenlik gösterebilir.

Kısa Etki Süreli İnsülinler:

Bu tür insülinler diğerlerine göre biraz daha hızlı emilir. Subkutan (Ciltaltına) enjeksiyondan yaklaşık 30 dk sonra etkisi başlar, maksimum etki süresi 1-3 saat, toplam etki süresi ise 8 saattir. Su gibi berrak solüsyon şeklinde olan bu insülinler (regüler, kristalize) yemeklerle ve günde iki kere ya da daha fazla uygulanır. Ülkemizde Actrapid HM 100 IU/ml flakon(şişe), Actrapid HM Penfill 100 IU/ml insülin kalemi insülini, Humulin R 100 IU/ml flakon(şişe), Humulin R Prefill 100 IU/ml insülin kalemi insülini bu tür insülinlere örnek olarak verilebilir.

Çabuk etkili insulin analogları:

Lyspro (Humalog) ve İnsülin aspart (Novorapid) insan insülinidir. Kristalize insüline göre daha çabuk etki gösterbilmesi için yapısı değiştirilmiştir. Bu değişiklik ile deri altı enjeksiyonda kısa etkili kiristalize insüline göre daha hızlı emilen bir insülin elde edilmiştir. Bu özelliği nedeniyle Lispro(Humalog) insülin ve insülin aspart (Novorapid) "Rapid acting insulin" "Çabuk etkili insülin" olarak isimlendirilmektedir. Lispro insülin enjekte edildikten 10-15 dk sonra emilmekte, 40-60 dk sonra maksimum etkisi ortaya çıkmakta ve etkisi yaklaşık 4 saatte bitmektedir. Bu özellikleri nedeniyle insülin yapılır yapılmaz yemek yeme imkanı dogduğu gibi yemek sonrası kan şekeri yüksekliği için daha yeterli serum insülin konsantrasyonu elde edilmektedir. Yani yemek masasına oturduğunuzda yemeğe başlarken yapılabilir. Bunun yanında Lispro(Humalog) insülin ve insülin aspart'ın (Novorapid) gece hipoglisemi sıklığını azalttığı rapor edilmektedir . Lispro(Humalog) insülin ve insülin aspart (Novorapid) ile ilgili en önemli sorun etki süresinin kısa olması nedeniyle öğlen ve akşam yemeklerinden sonra geç dönemde kan şekerinin yükselmesine yol açabilmesidir. Bu nedenle günümüzde bazal insülinlerle birlikte kullanımı önerilmektedir.

Orta Etki Süreli İnsülinler:

İnsülinin etki süresini uzatmak için fizyolojik pH'da çözünürlüğünün azaltılması yoluna gidilmiştir. İzofan (NPH) insülinler bu gruba dahildir. Bulanık süspansiyon şeklinde mevcut olan bu insülinlerin (sulandırılmış süt gibi veya üzerine su konmuş rakı gibi) etki başlangıcı 1.5 saat maksimum etki süresi 4-12 saat toplam etki süresi 24 saattir.Günde bir yada iki kez uygulanırlar. Ülkemizde bu insülini içeren insülin preparatları şunlardır. Insulitard HM penfill, Insulitard HM flakon, Humulin N prefill, Humulin N flakon...

Uzun Etkili İnsülinler (Bazal insülinler):

Bu tür insülinlerin etki başlangıcı 4 saat maksimum etki süresi 8-24 saat, toplam etki süresi 24 saattir.Günde bir kez uygulanır. İnsan insulinin aminoasit dizisinde değişiklikle ve etki süresinin uzaması sağlanan analog insülinlerden Ülkemizde insulin glargine (Lantus) ve insulin detemir (Levemir) mevcuttur. Bu insülinler,yemek yemesek bile vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak için gerekli olan şeker, protein ve yağların kullanılması için gerekli olan insülini yerine koymak amacıyla (Bazal insulin) günde bir veya iki kez uygulanan insülinlerdir. Berrak görünümdedirler. Gebelikte kullanımı ile ilgili henüz yeterli bilgi olmadığı için gebelikte önerilmemektedir. Yoğun insulin tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesini arttırdığı, ciddi gece hipolarını azalttığı için tercih edilmektedirler.

Hazır Karışım İnsülinler:

Başlangıç etkisi daha hızlı olan ve yemeklere bağlı glukoz yükselmesinin üstesinden gelebilecek bir preparat olarak geliştirilen preparatlardır.Etki başlangıcı 0.5 saat,maksimum etki süresi 2-8 saat,toplam etki süresi 24 saat kadardır.Günde bir ya da iki kez kullanılır. Bu preparatlar nötral kısa etki süreli (regüler) insülinle NPH insülinin karışımıdır. Bu insülinlere Mixtard HM Penfill 10,20,30,40,50; Mixtard HM flakon, Humulin M 70/30 prefill, Humulin M70/30 ve 20/80 flakon örnek olarak verilebilir. Ülkemizde şu anda Mixtard 20; Mixtard 30; Humulin M 70/30 kullanılmaktadır. Bunun yanısıra çabuk etkili analog insülinlerin orta etkili insülinlerle hazır karışımları da kullanılmaktadır. Novomix 30 ve Humalog Mix 25/75 ülkemizde kullanılmaktadır.

İnsülini Nasıl Saklamalıyız?

İnsülin preparatlarının raf ömrü 2-8 C'de(buzdolabında meyve, sebzelerin saklandığı kısımda), direkt güneş ışığına maruz kalmadan saklandığında yaklaşık 30 aydır. Dondurulmamalıdır. Uygun saklama koşullarında insülinlerin raf ömrü 30 ayı aşar. İnsülinler oda ısısında 1 ay bozulmadan saklanabilir.(20-25 C). Şişelerin direk güneş ışığında kalması, şişelerin donması, şişelerin aşırı sıcakta bırakılması(yaz sıcağında araba içerisinde unutulması gibi) insülinin bozulmasına yol açar.İsülin enjeksiyon tekniği ve kalemlerin kullanımı ile ilgili ayrıntılı açıklamayı ilerleyen günlerde sunacağız.

Normoglisemik günlere...

Dr.Oğuzhan DeyneliDiabetes Mellitus (Şeker hastalığı) Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Nelerdir?

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

10

Wednesday, February 21st 2007, 6:52pm

Kein Titel

Ortaya Çıkabilecek Problemler

Hipoglisemi: (Kan şekeriniz düşükse)

Kan şekerinin normal değerlerin altına düşmesidir. Başka sağlık problemi olmayan diyabetikler için kan şekerinin 70 mg/dl'nin altına inmesidir. Kan şekerinin hedef kan şekeri değerlerinin altına inmesi arzu edilmez.

Hipoglisemi;

  • İnsülin veya şeker düşürücü hapların dozlarının fazla uygulanmasına bağlı,
  • Düzenli olarak alınması gereken öğünlerin yeterince veya hiç alınmamasına bağlı,
  • Egzersiz sırasında ve sonrasında yapılan egzersizin arttırdığı enerji ihtiyacını dengeleyecek kadar ek gıda alınmamasına bağlı (egzersizin enerji tüketimini arttırıcı etkisinin 8-10 saat devam edeceğini ve bu dönemde alınan gıda miktarının arttırılması ve insülin dozunun azaltılması gerektiği unutulmamalıdır.)
  • İshal veya diğer eşlik eden besinlerin barsaktan emilmesini azaltan sağlık problemlerine bağlı
    olarak ortaya çıkabilir.

    Hipogliseminin Belirtileri Nelerdir:

    Kan şekeriniz düştüğünde (70 mg/dl'den daha az ise) vücudunuz çoğu zaman sinyal verecektir, ancak vücudunuzun şekeriniz düştüğnde sinyal vermeyebileceğini de unutmayın.

    • Sinirlilik,
    • Titreme,
    • Yorgunluk,
    • Açlık hissi,
    • Soğuk terleme,
    • Baş ağrısı,
    • Bulanık görme,
    • Çarpıntı,
    • Dikkatinizi toplayamama
      sizin fark edebileceğiniz belirtilerdir.

    Hipoglisemide çevrenizdekiler sizdeki aşağıdaki değişiklikleri fark edebilirler, bunları genellikle siz fark edemezsiniz.

    • Huzursuzluk,
    • Genelde sakin bir insansanız saldırgan davranışlar; sinirli, saldırgan bir insansanız sakin bir hale bürünmeniz gibi karakter değişiklikleri,
    • Dalgınlık,
    • Solukluk,
    • Saçma konuşmalar,
    • Uyku hali,
    • Uykudan uyandırılama,
    • Bayılma.

    Bu belirtilerden herhangi biri varsa kan şekerinizi ölçün, eğer kan şekerinizi ölçme imkanınız yoksa şekeriniz düştüğünü varsayarak ilave besin alabilirsiniz. Ancak belirtilerin yanıltıcı olabileceğini asla unutmayın.

    Ne yapmalı?

    Basit şeker düşmelerinde toplam 10-20 gr katbonhidrat içeren besin almak gereklidir. Bunun yarısını hızla şekeri yükseltecek çay şekeri (3 tane kesme şeker) veya glukoz tabletleri (10 gr, genellikle kutu üzereinde belirtilmiştir) ile, diğer yarısını da bir dilim ekmek içeren bir küçük sandviç ile yapabilirsiniz. Eğer 15 dk içinde kendinizi daha iyi hissetmezseniz aynı miktar besini tekrar alabilirsiniz.

    • Bazı şekerli besinler: (Her biri yaklaşık 10 gr şeker (karbonhidrat) içerir)
    • 3 kesme şeker
    • 2 tatlı kaşığı toz şeker
    • 1/2 su bardağı meyve suyu
    • 1/2 su bardağı normal kola

    Kan şekeriniz bunlara rağmen düşükse doktorunuza veya hemşirenize haber verin. Eğer hiçbirine ulaşamazsanız en yakın acil servise başvurun.

    Eğer baygın olarak bulunduysanız ağızdan bir şey verilmemesi gerekir. Acil müdahele gereklidir. Eğer Glukagen mevcutsa şekildeki (şekil veya tarif) gibi hazırlandıktan sonra cilt altına veya kas içine yapılması gerekir. 10-15 dk içinde bir değişiklik olmazsa ikinci Glukagen'i verip 112 no'lu telefondan yardım isteyiniz. Damardan şekerli serum verilmesi ve tıbbi gözlem-müdahale gereklidir. Glukagen ile ayıldıktan sonra hastanın mutlaka doktoruna haber verilmesi gereklidir. Şiddetli hipoglisemi reaksiyonları her zaman doktora bildirilmesi gereken durumlardır.

    Yanınızda şeker hastası olduğunuzu belirten, doktorunuzun, ailenizin telefonlarının yazılı olduğu bir kartı taşıyın.

    Glukagon:
    Glukagon kan şekerini yükselten bir hormondur. İnsülin kullanan şeker hastalarının ulaşılabilir bir yerde bulundurmaları gereklidir. Eğer kan şekeriniz ağızdan şekerli besinler almanıza izin vermeyecek kadar düştü ise glukagon içeren Glukagen adlı ilacın kullanılması gereklidir. Bu insülin gibi iğne olarak yapılan ve 10-15 dk'da kan şekeri yükselticiş etkisini göreceğiniz bir ilaçtır. Baygın durumda arkadaşlarınızın, iş arkadaşlarınızın, ailenizin nasıl glukagen kullanılacağını bilmeleri çok önemlidir. Şeker düşüklüğünden bayıldığınızda glukagen'in yapılması hastaneye gitmeden ayılmanızı ve ağızdan ilave şeker almanızı bu sayede tamamen düzelmenizi sağlayabilir.

    Önemli:
    Hipoglisemi düzeldikten sonra bu olayın niçin meydana geldiğini kendi kendinize sorun, geçerli bir neden bulamazsanız ilaç dozlarının azaltılması için mutlaka doktorunuza danışın.

    Hiperglisemi: (Kan şekeri çok yüksekse)

    Açlık kan şekeri normalde 70-110 mg/dl arasındadır. Kan şekerinin normal değerlerin üzerine çıkması hiperglisemi olarak adlandırılır.

    Kan şekerini neler yükseltir?

    • Şeker hastalığının tedavisi için kullandığınız ilaçları veya insülini gerektiği kadar almama veya düzenli kullanmama,
    • Diğer hastalıkların seyrinde (infeksiyon hastalıkları, iltahaplanma, soğuk algınlığı...)
    • Diyete uymama,
    • Her zaman yaptığınız egzersiz yapmama,
    • Şeker yükselten ilaçların kullanımı (Kortizol içeren ilaçlar...)
    • Almakta olduğunuz tedavinin yeterli gelmemesi. (Haplardan insüline geçmek gerekiyorsa)

    Kan şekeri yükselmesinin belirtileri nelerdir?

    • Her zamankinden daha fazla susama ve su içme,
    • Her zamankinden daha fazla acıkma ve yemek yeme,
    • Çok sık idrar yapma,
    • Gece sık olarak idrar yapmak için uykudan uyanma,
    • Cildinizde kuruma,
    • Halsizlik, yorgunluk,
    • Bulanık görme,
    • Yaraların geç iyileşmesi.

    Ne yapmalı?

    • Diyetinize ve tedavinize uyun,
    • Bol sıvı alın,
    • Kan şekerinizi ve ateşinizi düzenli takip edin,
    • Kan şekeriniz sürekli yüksek seyrediyor ve hap kullanıyorsanız doktorunuzu arayın; insülin tedavisi başlanması gerekli olabilir, eğer insülin kullanıyorsanız insülin dozlarınızı arttırmanız gerekebilir. Düzelme olmazsa doktorunuza danışın. İnsülininizin bozulmuş olabileceğini de unutmayın.
    • Ateşiniz varsa doktorunuzun sizi muayene etmesi gerekebilir.

    Hiperglisemik Komalar:

    • 1. Diyabetik Ketoasidoz:
      Daha çok Tip 1 diyabetik hastalarda insülin eksikliğine bağlı olarak gelişir. Vücudumuzun başlıca enerji kaynağı olan şeker(glikoz) insülin eksikliğinde hücre içine giremez ve vücudumuzun ihtiyacı olan enerjiyi üretemez. Vücudumuz insülin eksikliğinde enerji olarak yağları ve proteinleri kullanır. Bunun sonucunda vücudumuzda keton cisimleri artar ve idrara geçer, idrarda aseton çıkar. Kan şekeri ve keton cisimleri artışı ile hastanın şuuru giderek bulanır ve tedavi edilmezse koma tablosu oluşur.

      Belirtileri:

      • Çok su içme, (Her zamankinden daha fazla susama ve su içme)
      • Mide bulantısı ve kusma,
      • Çok sık idrar yapma,
      • Gece sık olarak idrar yapmak için uykudan uyanma,
      • Karın ağrısı,
      • Cildinizde kuruma,
      • Halsizlik,
      • Yorgunluk,
      • Bulanık görme,
      • Hızlı ve derin soluk alıp verme,
      • Nefesinizin çürük elma (aseton) kokması.

      Nasıl tedavi edilir?
      an şekeriniz yüksek ve idrarda keton varsa mutlaka doktorunuza haber veriniz veya en yakın acil servise başvurunuz. Bu kendi başına tedavi edebileceğiniz bir durum değildir!

    • 2. Hiperozmolar hiperglisemik nonketotik koma:
      Genellikle Tip 2 diyabetik şeker hastalarında, özellikle sıvı ihtiyacını karşılamakta zorlanan yaşlı hastalarda görülür. Kan şekeri çok yüksek değerlere çıkar, çok ağır su eksikliği vardır. Kanda ve idrarda keton cisimleri yoktur. Tedavisinin hastanede yapılması gerekir.

    Uzun Dönemde Ortaya Çıkan Komplikasyonlar

    Şeker hastalığının seyrinde, özellikle kan şekeri kontrolü sağlanamayan diyabetiklerde aşağıdaki durumlar ortaya çıkabilir.

    • Kalp krizi,
    • İnme (Felç)
    • Körlükle sonuçlanabilen göz problemleri (Diyabetik retinopati)
    • Şeker hastalığına bağlı böbrek hastalığı (Diyabetik nefropati)
    • Şeker hastalığına bağlı olarak sinirlerin harap olması (Diyabetik nöropati)
    • Periferik damar hastalığı (Bacağı besleyen damarlarda damar sertliğine bağlı daralma, bunun sonucunda dolaşım yetersizliği)
    • Diyabetik ayak problemleri ( Ayakta gelişen yaraların iyileşmemesi ve yayılması)
    • Cinsel sorunlar (İmpotans)

    Unutmayın iyi kan şekeri kontrolü sağlıklı bir hayat sürmenizi sağlar.Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı) Tedavisi Sırasında Ortaya Çıkabilecek Problemler

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

11

Wednesday, February 21st 2007, 6:55pm

Kein Titel

Diyabetle Barışık Yaşamak

Diyabetliysem ne yapmam gerekiyor? eğer diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu diet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.

Diyabete bağlı gelişen komplikasyonlar nelerdir? Şeker hastası olduktan sonraki gelişen zaman içinde sürekli yüksek düzeylerde seyreden kan şekerine bağlı olarak komplikasyonlar gelişebilir. Bu komplikasyonlar önce gözleri, böbrekleri, sinirleri, ve kardiyovasküler sistemi etkiler. Bundan kaçınmak için ya da mümkün olduğunca erken fark edebilmek için şeker hastasının kendisini özenle izlemesi gerekir. Günümüzde kan şekerinin kontrolü için uygulaması çok kolay yöntemler vardır.

Kan şekerimi kendim nasıl ölçebilirim? Kan şekeri düzeyinizi kendiniz izlerseniz hastalığınızı kontrol altında tutmanız kolaylaşacaktır. Tüm yapacağınız parmağınızdan bir damla kan alarak testinizi yapmaktır. Kan şekerinin ölçülmesinin en fazla korkutan tarafı parmağınızın delinmesi aşamasıdır. Artk gelişmiş teknikler sayesinde parmağınızı delme işlemi hemen hemen acısız hale gelmiştir.

Ne kadar sıklıkla kan şekerimi ölçeceğim? Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararsı Diyabet Federasyonu şeker hastalarının hangi sıklıkta şeker düzeylerinin ölçüleceğini bir bildiriyle sundu. Yoğun tedavi gören hastalar için; her yemekten önce ve yatmadan önce şeker düzeyini ölçmek gerekir. Diyabetli tüm hastalar için; günde iki defa ama farklılaştırarak çeşitli zamanlarda ölçebilirsiniz. Diyet ile kontrol edilen diyabetli hastalar için; günde bir defa kan şekerinizi ölçmelisiniz.

Ağızdan ilaç kullanan hastalar için her gün kahvaltıdan önce ve kahvaltıdan iki saat sonra olmak üzere, günde iki defa kan şekerinizi ölçebilirsiniz. Hedefiniz kan şekerinizi 24 saat boyunca istenilen seviyede tutmaktır. Her gün belirli aralıklarla ölçülen şeker sonuçlarınızı kaydederek doktorunuza bildirmeniz gerekir. Böylece doktorunuz ve siz, bu bilgiler ışığında en iyi tedavi yöntemini ve programını ayarlayabilirsiniz.

Küçük bir hatırlatma; Kan şekerinin tespit edilmesinde kendiniz kan şekerinizi tespit edebiliyorsanız, kullanmanız gereken kan, parmağınızdan alınan tam kandır. Diğer yandan damarlarınızdan alınan kanın sıvı kısmında (serum) da kan şekeri ölçülebilir. Burada bilinmesi gereken nokta tam kan ve serumda bırakılan kan şekeri düzeyleri arasında yüzde 15 oranında farklılık olabileceğidir.

Başka neler yapabilirim? Kan şekerinizi ölçebileceğiniz gibi idrar şekerinizi de ölçebilirsiniz. Normalde idrarda şeker çıkmaz. Ancak kanınızdaki şeker miktarı yükselirse, bunun bir kısmı idrara geçer. İdrar şekerinize bakmak son derece kolay bir işlem olmasına rağmen kan şekerinizi tam olarak saptayamazsınız.

Eğer diyabetliseniz kan şekerinizi doktorunuzun verdiği seviyede tuttuğunuz sürece, diyabetle yaşamanın sizi etkilemediğini göreceksiniz. Bunu yapmanın hiç de zor olmadığını, uzman doktorların, diyabet kuruluşlarının ve ilgili tüm dalların daima sizin yanında olacağını hiçbir zaman unutmayınız.

Kan şeker ölçüm cihazının önemi nedir? ‘Şeker hastalarının evde kendi kendilerine kan şeker seviyelerini ölçmeleri ne yarar sağlar?’ Bu soru her diyabetli hastanın kafasında önemli bir yer tutar. Sorunun cevabı şu şekilde verilebilir: Düzenli bir diyabet kontrolü ancak kandaki şeker seviyesinin belli bir düzende tutulması ile olur. Bu da kandaki şeker seviyesinin devamlı ölçülmesini gerektirir. Şeker hastalarının sağlıklı bir hayat kalitesinin temininde, bu aynı zamanda ekonomik bir yöntemdir. Hipoglisemi (şeker seviyesinin aşırı düşmesi) özellikle insülin kullanan tip 1 diyabetlerde korkulan bir olaydır. İnsülin enjekte edilince hipoglisemi oluşabilir. Bu da ancak kan şekerinin ölçülmesi ile tesbit edilebilir. Bunun yanı sıra insülin kullanmasa bile hastanın metabolizmasının yeniden bir yemeğe olan etkisi veya yapılan bir yürüğüş ya da spor sonrası gösterdiği tepkinin ölçülmesi gerekir. Spor yapmadan önce ve sonra kan şekerinin ölçülmesi özellikle Tip 1 diyabetlerde şarttır. Bu hipoglisemi olayının meydana gelmesini önler. Şeker hastalığı etkilerini uzun sürede gösteren bir hastalıktır. Düzenli bir şeker kontrolü uzun vadede meydana çıkabilecek nefropati,retinopati ve kalp damar rahatsızlıklarından hastayı korur.

Kartuşa hava girmesinin sonuçları ne olur? Kartuşun içinde hava bulunduğu zaman, kalemin pistonun itilmesiyle hava kabarcıkları sıkıştırılacağından, insülin daha yavaş enjekte edilecektir. Bu durumda da enjekte edilen insülinin dozu doğru olmayabilir. Kalem pistonuna basıldıktan sonra iğnenin deri altında tutulması gereken 5 saniyelik süre içinde insülinin tamamı vücuda verilmeyebilir. İğne deriden çekildiğinde kalem insülin damlatmaya devam ediyorsa hasta gereken dozda insülini alamamış olabilir. İğneden bir iki damla insülin damlamasının nedeni, kalem pistonuna basma ilemi tamamlandığında sıkıştırılmış hava kabarcığının tekrar genleşmesidir.

Kısa insülin iğnelerinin avantajları nelerdir? İntramüsküler enjeksiyonları önlemek amacıyla birçok hastanın standart uzunluğundaki iğneden kısa iğneye geçmesi önerilebilir. Bu özellikle, zayıf erişkinler, çocuklar ve ‘cilt kaldırma’ yapan hastalar için geçerlidir. Hastalar bu bölgelere standart uzunluktaki iğnelerle cildi kaldırmadan enjeksiyon yaparlarsa, insülini cilt altı dokusu yerine kas içine enjekte edeceklerdir. Sürekli olarak intramüsküler enjeksiyon yapan hastalar, intramüsküler insülinin daha hızlı emilimi ve glukoz girişi ile maksimum insülin etkisi arasındaki zaman farklılığı dolayısıyla geniş kan glukoz girişi ile dalgalanmalarına eğilimli olabilirler.

Hangi şeker hastalarının kısa insülin iğnesi kullanması gerekir? Kısa insülin iğnesinin avantajları, insülin kullanan tüm şeker hastalarının kısa insülin iğnesine geçmesinin gerekli olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. Eğer hem doktor hem hasta gerek enjeksiyon tekniği, gerekse elde edilen glukoz kontrolü açısından standart uzunlukta iğne kullanımını tatmin edici buluyorlarsa, kısa insülin iğnesine geçme ihtiyacı daha az olabilir. Kısa İnsülin iğnesinin duyduğu avantajlardan; özellikle çocuklar, zayıf ve normal ağarlıktaki kişiler, iğneden korkanlar vada insülin kullanmaya yeni başlayan hastalar yararlanacaklardır. Ancak, cildi kaldırmak da dahil olmak üzere, doğru enjeksiyon teknikleri kullanılırsa, standart uzunluktaki (12.7 mm)iğnelerde aynı oranda güvenilirdirler.

Kısa iğneler, standart uzunluktaki iğnelere oranla daha mı az acı verir? Klinik çalışmalar, hastaların acı açısından kısa ve uzun iğne arasında bir fark belirleyemediklerini göstermiştir. Ancak iğnenin görülebileceği çalışmalarda kısa iğneler, standart uzunluktaki iğnelere oranla daha az acısız olarak algılanmıştır. Bu da acı algılamasında psikolojik unsurların önemini ve kısa iğnelerin hastanın yaşam kalitesini artırdığını açıkça vurgulamaktadır.

Hastaların enjeksiyondan önce ciltlerini kaldırmaları gerçekten gerekli midir? Yakın dönemde elde edilen bulgular, enjeksiyon esnasında ciltlerini kaldırmayan hastalarda, insülinin cilt altı dokusu yerine kaslara gittiği enfeksiyonların tehmin edilenden daha fazla olduğunu göstermektedir. Diyabetli çocuklarda yürütülen bir çalışmada, kasa giden enjeksiyomların oranı %31'e kadar çıkmıştır. Küçük yaştaki zayıf erkekler çocuklar, enjeksiyonun, neredeyse %50 si kaslara gittiği için özellikle risk altında bulunmaktadır. Aynı oranlar, yetişkinlerde daha düşük olmasına rağmen, yine de önemlidir.Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama, yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

12

Wednesday, February 21st 2007, 6:58pm

Kein Titel

Ayak Problemleri

Şeker hastalarında ayak problemleri hastaneye yatışın en sık nedenlerinden birisidir.

Şeker hastalığında ayak problemlerinin gelişmesini neler kolaylaştırır?

  • Şeker hastalığının kontrolsüz olmasına bağlı olarak sinirlerin harap olması ve bunun sonucunda ayaklarımızı korumamıza yardımcı olan ağrı hissimizin kaybolması. (Ayağımıza batan cisimler canımızı yakmaz, ayakkabı ayağımızı sıkıp yara oluşturduğu halde hiç bir şey hissetmeyebiliriz…)
  • Damar sertliğine bağlı ortaya çıkan dolaşım yetersizliği.
  • Ayaklarda sinir harabiyetine bağlı (otonomik nöropati) ortaya çıkan deformiteler(Ayakta şekil bozuklukları). Bu deformiteler ayak tabanlarımıza binen yükün dengeli dağılmasını önleyerek tüm yükün bir noktaya binmesine ve bu noktada da yaralar oluşmasına yol açabilir.
  • Ayaklarda sinir harabiyetine bağlı (otonomik nöropati) olarak terleme azalır veya kaybolur, bu ayak derisinin kurumasına ve kolay çatlamasına yol açar. Çatlaklar ayak yaraları için uygun zemin hazırlar.
  • Ayaklarımızı korumayan, sıkan ve bozulmuş ayak şeklimize uygun olmayan ayakkabılar.
  • Ayaklarda sık görülen bir problem olan tırnak ve ayak mantarları ayaklarda ciddi enfeksiyonların oluşumu için zemin hazırlayabilir.

Ayak Problemlerinden Korunmak İçin Ne Yapmalı?

  • Ayaklarınızı her gün kontrol edin. Göremediğiniz yerler için ayna kullanabilirsiniz ya da bir yakınınızın yardımını isteyebilirsiniz.
  • Ayaklarınızı her akşam ılık su ile yıkayınız, sonrasında parmak aralarınızı da içine alacak şekilde iyice kurulayınız. Islak bırakmanız parmak aralarınızda mantar oluşmasına yol açabilir.
  • Ayaklarınızı yıkayıp kuruladıktan sonra ayaklarınıza nemlendirici krem sürün. Ayak parmak aralarınıza krem sürmeyin.
  • Ayak tırnaklarınızı düz olarak ve etinizden önde kalacak şekilde kesin.
  • Nasırlar için bir doktora başvurun. Kesinlikle nasır yakısı sürmeyin ve kesici aletlerle temizlemeye çalışmayın.
  • Çoraplarınızın lastikleri giyildiğinde iz yapmayacak sıkılıkta olmalıdır. Ayağınızı terletmeyen pamuklu çorapları tercih edin. Sentetik çorapları kullanmayın.
  • Çoraplarınızı her gün değiştirin.
  • Ayakkabınızın içini her seferinde giymeden önce kontrol edin. İçine ayağınıza zarar verebilecek yabancı cisimler girmiş olabilir.
  • Yeni ayakkabılarınızı ayak şeklinizi alana kadar çok kısa sürelerle giyin.(Maksimum 15 dakika)
  • Kesinlikle çıplak ayakla dolaşmayın.
  • Ayağınızda en küçük bir yara olduğunda doktorunuza başvurun.

Normoglisemik günlere...

Dr Oğuzhan DEYNELİŞeker Hastalığında Ayak Problemleri

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

13

Wednesday, February 21st 2007, 7:00pm

Kein Titel

Diyabetik Retinopati

Diyabet,hastalarda bazı göz bozukluklarına zemin hazırlar. Örneğin göz tansiyonu (glokom) ve katarakt (göz merceğinin bulanıklaşması) şeker hastalarında normalden iki kat daha fazla görülmektedir. Fakat en önemli göz bozukluğu diyabete bağlı `retinopati´dir (Gözün görmemizi sağlayan tabakasının diyabete bağlı hasar görmesidir). Diyabete bağlı retinopati (diyabetik retinopati = kısaca DR ),tüm dünyada görme kaybı yapan nedenlerin başında gelmektedir.Her yıl dünyada 25000 şeker hastasını kör bırakmaktadır..Kör olma riski şeker hastalarında şeker hastası olmayanlara göre 25 kat daha fazladır (Prevent Blindness America).Diyabetik retinopati,şeker hastalarının yaklaşık yarısında hafif ya da şiddetli düzeyde görülür.Bu nedenle birçok kliniğin birlikte yürüttüğü çok merkezli çalışmalarla hastalığın nasıl ilerlediği,risk faktörleri ve tedavi yöntemleri incelenmektedir.

Diyabetik retinopati (DR) görülme sıklığı tip 1 diyabette 0-4 yaş arasında %0-7, 5-9 yaşlar arasında %25,10-16 yaşlar arasında %60-71, 17-50 yaşlar arasında %90 oranlarındadır. Şeker hastalığındaki retina bozukluğu retina kan dolaşımındaki değişikliklere bağlıdır. Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber damar çeperinden sızıntı ya da kanlanma bozuklukları bu duruma yol açmaktadır. İlkin gözün ağ-tabakasında (retina) noktasal ve daha büyük kanamalar,mikro-anevrizmalar (baloncuklar) ve damarlardan sızıntılar görülür.Daha sonra bunlar kanama eğilimli yeni kılcal damarların gelişmesine yol açarlar.Bu damar gelişimleri yaklaşık 13-15 yıl sonra ortaya çıkmaya başlar. 26-50 yaşlar arasında,hastaların %26'sında göz bulguları artık gelişmiştir.15 yaşında sonra pubertenin (buluğ çağında) de hormonal etkileriyle,tip 1 diyabette retinopati sıklığı hızla artacaktır.

Tip 2 diyabette is retinopati görülme sıklığı yine hastalığın süresiyle doğru orantılıdır ama bazen diyabetik retinopati hastalığın ilk belirtisi de olabilir. Bunun nedeni diyabetin henüz klinik olarak anlaşılamadan yıllarca sürmüş olmasıdır. Tekrar vurgulamak gerekirse diyabetik retinopati,, diyabet henüz fark edilmeden ortaya çıkmış olabilir.

Bazı önemli noktaları şu satırbaşları ile özetleyebiliriz:

Hipertansiyonun kontrolu:

Bir klinik çalışmada,insüline bağımlı diyabetiklerde sistolik (büyük) tansiyonun yükselmesi DR olasılığına işaret etmekte,diastolik(küçük) tansiyonun yükselmesi ise DR nin ilerlemekte olduğunu göstermektedir.Kronik hipertansiyonlu hastalarda damarlar giderek daralacak,bu da retinanın kanlanmasını bozarak yeni damar oluşumlarına zemin hazırlayacaktır.Ayrıca diyabetiklerde felç,kalp ve böbrek hastalıkları da sık görüldüğü için tansiyonun kontrolü ayrıca önem taşımaktadır.

Kan şekerinin kontrolü:

Bugün bu konuda kesin bir sonuca varılmamakla birlikte,şeker hastalığının başında kan şekerinin sıkı bir şekilde düzenlenmesi yararlı olabilir.Fakat geri dönüş noktası aşıldıktan sonra o kadar çok hormonal,biokimyasal ve hemodinamik etkiler görülmektedir ki,artık hiçbir sıkı şeker ayarlaması olayı geri çeviremez.

Gebelik:

Gebelikte retinada yeni kılcal damarların oluşması hızlanır ve şekerin kontrolü zorlaşır. Bu nedenle hamilelikte 2 ayda bir göz muayenesi tekrarlanmalıdır.Fluorescein anjiografinin bebek üzerince olumsuz etkisi olduğu ispatlanmamakla beraber mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Tedavi:

Şeker hastalığına bağlı retinopatide başlıca tedavi lazer uygulamasıdır. Sızıntı yapan baloncuklar kapatılır ve gözün kansız kaldığı için beslenemeyen kısımları lazer ışınlarıyla yok edilir.Lazer tedavisi kaybolan görmeyi geri getirmemekle birlikte 2 yıl içindeki görme kaybını anlamlı derecede azaltmaktadır(%50 oranında).Lazer tedavisine gerek duyulup duyulmadığı muayenelerde doktorunuz tarafında söylenecek,gerekli olgularda lazer tedavisine rehber olmak üzere göz damarlarının filmi çekilecektir (Fluorescein anjiografi=FFA).Eğer göz içinde görüşü engelleyen yaygın kanamalar varsa ya da yeni damar oluşumları büzülerek retina tabakasını yerinden ayırdıysa,vitreoretinal cerrahi gerekebilir.Bütün bu girişimlerin amacı yalnızca oluşabilecek kalıcı görme retina kaybını en azına indirgemektir. Her muayenede göz tansiyonu da bir bütün içinde değerlendirilmektedir.Çeşitli ilaçlar ve ameliyatlarla göz tansiyonu kontrol altına alınmakta ve gerekli tavsiyelerde bulunulmaktadır.Kataraktlar şeker hastalarında şeker hastaları olmayanlara göre iki kat sık görülmektedir.Bazı kez gözün lazer tedavisinin yapılabilmesi için kataraktın alınması gerekmektedir.Ayrıca katarakt ameliyatından sonra DR 'nin hızlanabileceğinden kontrollere çok önem verilmesi gerekmektedir.

Ne yapmalı:

Hastalığın önlenebilmesi için kan şekerinin ve kan basıncının iyi kontrolü ve düzenli kontrol en önemli koruyucu tedavidir. Üstelik anlaşılacağı gibi,şeker hastalığına bağlı görme bozuklukları oluşuna kadar beklemek de görme kayıplarının geri döndürülemeyecek düzeye kadar ilerlemesine yol açacaktır. Şeker hastalığına bağlı kanama ve sızıntılar keskin görmeyi sağlayan makula (sarı leke) dediğimiz noktada olmadıkça hastanın bunu farkederek doktora gitmesi imkansızdır.Yapabilecek tek şey düzenli aralıklarla,hiçbir belirti olmasa da,en az 6 ayda bir göz muayenesi olmaktır. Eğer göz dibinde bir bozukluk saptanırsa muayene aralıkları kısaltılacak ve gerekirse lazer tedavisi önerilecektir. Diğer göz bozuklukları da muayenelerde ayrıca ele alınacaktır.

Dr. Füsün UzunoğluDiyabete Bağlı Gelişen Bazı Göz Problemleri

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

14

Wednesday, February 21st 2007, 7:13pm

Kein Titel

Diyabet ve Kalıtım

Ben diyabetliyim çocuklarım da diyabetli olur mu?

Diyabetli bir anne veya babanın zaman zaman aklına gelip tedirgin olmasına yol açan önemli sorulardan biri çocuklarınızda da diyabetin gelişip gelişmeyeceğidir. Bu bazen çocuk sahibi olma planlarını da etkileyebilen bir soru olabiliyor. Aşağıda bununla ilgili sizleri aydınlatacak bir yazı var:

Diyabet genetik olarak geçen bir hastalık. Ancak bu geçiş şekli çok basit değildir.

Kalıtımda birçok karışık mekanizma rol oynamaktadır. Bazı insanlar genetik olarak diyabete daha yatkın doğarlar.

Tip 1 ve Tip 2 diyabetinin ortaya çıkmasında değişik nedenler rol oynayabilir. İki faktör önemlidir. Birincisi hastalığa kalıtımsal olarak meyilli olmanız, ikincisi çevrenizdeki bazı faktörlerin diyabet gelişimini tetiklemesidir. Genler tek başına yeterli değildir. Bunun bir kanıtı tek yumurta ikizleridir. Aynı genlere sahip olmalarına rağmen, ikizlerden biri Tip 1 diyabetli ise diğerinin Tip 2 diyabet olma olasılığı % 50'dir. İkizlerden birinin Tip 2 diyabetli olması durumunda ise diğerinin Tip 2 diyabet olma olasılığı % 75'tir.

Tip 1 diyabet

Bir çok vakada insanlar risk faktörlerini ebeveynlerinden kalıtımsal olarak alırlar. Araştırıcılar, genetik olarak risk altındaki bireylerin büyük bir bölümünde Tip 1 diyabetin gelişmediğini fark etmişler ve çevredeki faktörlerin neler olduğunu bulmaya çalışmışlardır. Tetikleyici faktörlerden birinin soğuk hava koşulları olabileceği düşünülmüştür. Çünkü Tip 1 diyabetin soğuk ülkelerde ve kışın yaza oranla daha sık geliştiği gösterilmiştir. Diğer bir tetikleyici etken virüslerdir. Diyetin de rol oynayabileceği düşünülmektedir. Çünkü Tip 1 diyabet, anne sütünü uzun süre alan veya daha geç aylarda katı yiyeceklere geçen çocuklarda nispeten az görülmektedir.

Bir çok insanda Tip 1 diyabetin gelişmesi uzun yıllar almaktadır. Araştırmalarda Tip 1 diyabetli hastaların yakın akrabalarının bir kısmında otoantikorların (vücudun kendi hücrelerini yabancı kabul edip onları yok etmek için geliştirdiği savunma maddeleri) varlığı gösterilmiştir. İlerleyen yıllarda otoantikor pozitif olan kişilerde yüksek oranda diyabet geliştiği görülmüştür. Bu nedenle Tip 1 diyabetlilerin, 5 - 40 yaş arası birinci derece akrabalarında otoantikor varlığı araştırılmalıdır.

Tip 2 diyabet

Tip 2 diyabet, Tip 1'den daha kuvvetli bir genetik zemine sahiptir ve ek olarak çevresel faktörlere daha bağımlıdır.

Ailesinde diyabet sıklığı, Tip 2 diyabet için risk faktörlerinin başında gelmektedir. Amerikalı ve Avrupalılar liften fakir, çok yağlı ve karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmekte ve çok az egzersiz yapmaktadırlar. Dolayısıyla Tip 2 diyabet bu ülkelerde daha sık görülmektedir.

Şişmanlık Tip 2 diyabet için çok kuvvetli bir risk faktörüdür. Özellikle uzun zamandır fazla kilolu olanlar için risk artmaktadır.

Hamileliklerinde diyabet ortaya çıkan (gestasyonel diyabet) kadınların genellikle ailesel diyabet hikayeleri (özellikle anne tarafında) vardır. İleri yaşta hamile kalan ve aşırı kilolu kadınlar gestasyonel diyabete daha yatkındır.

Tip 1 diyabet ve çocuğunuzun riski

Bu konuda yapılan çok az çalışma mevcuttur ve bunlardan elde edilen bilgilerde çok yeterli değildir. Bu yetersiz çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre eğer Tip 1 diyabetli bir baba iseniz, çocuğunuzun diyabetli olma riski 17'de 1'dir. Eğer Tip 1 diyabetli anne iseniz ve çocuğunuzu 25 yaşından önce doğurduysanız, çocuğunuzun riski 100'de 1'dir. Eğer 11 yaşınızdan önce diyabet olmuşsanız, çocuğunuzun diyabetli olma riski daha geç yaşlarda diyabet gelişen kadınlara göre 2 kat daha fazladır. Eğer siz ve eşiniz Tip 1 diyabetli iseniz, risk 10'da 1 ile 4 arasındadır. Bazı testler riskin ne kadar olduğunun belirlenmesine yardımcı olabilir. Örneğin birçok Tip 1 diyabetli HLA-DR3 ve HLA-DR4 doku grubu genlerine sahiptir. Eğer siz ve çocuğunuz aynı genleri taşıyorsanız çocuğunuzun riski daha yüksektir.

Tip 2 diyabet ve çocuğunuzun riski

Tip 2 diyabet aile içinde yaygındır. Bu, genellikle çocukların, ebeveynlerinin yeme alışkanlığını ve yaşam tarzını benimsemelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanında genellikle uygun zemin de mevcuttur. Eğer Tip 2 diyabetliyseniz ve bu 50 yaşından önce tespit edilmişse çocuğunuzun diyabet riski 7'de 1, eğer 50 yaşından sonra tesbit edilmişse risk 13'te 1'dir. Eğer hem eşiniz hem de siz Tip 2 diyabetli iseniz risk 2'de 1'dir.

Riskin anlamı nedir?

Risk sadece olasılıklardan ibarettir ve kesin değildir. Bu yüzden düşük riske rağmen bir hastalığa yakalanabilir veya yüksek riske rağmen o hastalığa maruz kalmayabilirsiniz. Örneğin sigara içenlerin akciğer kanseri olma riskleri yüksektir. Fakat bazı sigara içenler hiçbir zaman akciğer kanserine yakalanmazlar. Bu faktörlerin hepsi çocuğunuzun yüksek risk altında olması durumunda bile diyabet gelişmeyebileceğini göstermektedir.

Şimdiye kadar bir çalışmaya katıldınız mı?

İnsanlarda diyabetin nasıl ortaya çıktığını, nasıl geçtiğini öğrenmek için birçok araştırma yapılmaktadır. Birgün sizin veya ailenizden bazı bireylerin bu tip araştırmalara katılması gerekebilir veya bunu siz talep edebilirsiniz. Diyabetin genetiğini inceleyebilmek için birçok çalışma yöntemleri uygulanmaktadır. Bazı araştırmacılar, Tip 2 diyabetli sayısı fazla olan aileler üzerinde çalışmaktadırlar. Buradaki amaç hangi genlerin Tip 2 diyabet ile bağlantısının olduğunu tespit etmektir. Diğer bir grup araştırıcı Tip 1 diyabetli hastaların yakınlarının kanlarında pankreasa karşı vücut tarafından oluşturulan antikorlara bakmışlardır. Bu sayede diyabet gelişme riski yüksek kişileri saptayabilmektedirler. Bu güne kadar olduğu gibi, bundan sonra da diyabet hakkında daha fazla bilgi edinmek için yapılmakta olan çalışmalar gelecekte diyabetin daha iyi tedavi edilebilmesini ve diyabetten korunmayı sağlayacaktır.

Genetik danışma

Eşlerden birinin diyabetli olması durumunda, çoğu kez evlenmeden önce genetik danışmanlık servislerinin çiftlere yol göstermesi gerekir. Özellikle eşlerden bayan olan Tip 1 diyabetli ise böyle bir sorun gündeme gelir, çünkü bu vakalar çocuk sahibi olmak için uygun yaşlardadır. Günümüzde çocuk sahibi olmayı planlayan Tip 1 diyabetli kadının, başka bir sağlık sorunu yoksa , uygun izlemlerle çocuk sahibi olmasına engel bir durum yoktur. Bu risk hem anne hem de baba için oldukça düşük olmasına rağmen, tip 1 diyabetli bir annenin çocuğunda Tip 1 diyabet gelişme riski, diyabetik babanın çocuğunun riskine oranla daha düşüktür.

Ancak, burada unutulmaması gereken en önemli konu, çocuk sahibi olmayı planlayan kadının gebe kalmadan önce, diyabetinin iyi ayarlanmasıdır. Zira, şekeri iyi ayarlanmamış diyabetik kadının gebe kalması durumunda doğacak çocukta sakatlık gelişme riskinin yüksek olacağı bilinen bir gerçektir. Ancak hamilelik öncesi kan şekeri kontrolü uygun olan ve hamilelik süresince de kan şekeri kontrolü uygun şekilde sağlanan hastalarda bebeğin sağlıklı olma olasılığı diyabeti olmayan kadınlardan farklı değildir.

Diyabetin ayarlı olup olmadığı HbA1c adı verilen test ile ve günlük yapılan kan şekeri ölçümleri ile anlaşılabilir. HbA1c'nin %7'nin altında olması gerekir. Bu şekilde gebe kalan anne adayının gebelik boyunca çok sık kontrol muayenelerine gelmesi, bu arada bebeğin gelişmesinin yakın takibi ve annede komplikasyonlar yönünden en gerekli incelemelerin (göz muayenesi, kan basıncı, mikroalbuminüri ölçümü v.b.) yapılması ihmal edilmemelidir.

Kaynak: www.diyabetlilereburs.gen.trDiyabete Bağlı Gelişen Bazı Göz Problemleri

 

 

Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

KARAPENCE

BOARD CHEF

  • male
  • "KARAPENCE" started this thread
  • Deutschland Türkei

Posts: 14,783

Date of registration: Sep 21st 2000

Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

Occupation: WEBMASTER

Hobbies: Güzel olan her sey

Level: 62 [?]

Experience: 73,364,032

Next Level: 74,818,307

Danksagungen: 6083

  • Send private message

Steinbock

15

Wednesday, February 21st 2007, 7:14pm

Kein Titel

Seyahate Çıkarken

Seyahatiniz sırasında daha sık kan şekeri ölçümü yapmanız gerekecektir, çünkü normal düzeniniz ister istemez değişecektir.Örneğin seyahat ederken uzun süre oturmanıza, hareket edememenize bağlı olarak ve seyahatiniz sırasında ikram edilen karbonhidrat içeriği yüksek besinler tüketmenize bağlı olarak kan şekeriniz yükselebilir. Yeni bir ülke veya yeni bir yeri ziyaret ettiğinizde yaşayacağınız değişiklikler (Farklı yemekler, yeni yer görmenin heyecanı vb) kan şekerleri değerlerinizin yükselmesine yol açabilir.

Yanınızda ihtiyacınızın 2-3 misli fazla insülin, insülin enjektörü, kalem iğne ucu, kan şekeri ölçüm çubukları götürmeyi kesinlikle unutmayın. Seyahat sırasında insülin insülin enjektörleri/insülin kalemlerinizi yanınızdan ayırmayacağınız bir el çantasında taşıyın, her ihtimale karşı (hırsızlık, çantanızı kaybetme vb) bir başka insülin ve insülin enjektörleri setini de bagaj için vermeyeceğiniz, seyahat sırasında yanınıza alacağınız başka bir çantaya koymayı unutmayın. İnsülinlerinizi seyahatiniz sırasında bagaja vereceğiniz valizlerin içine koymayın. Çünkü uçuş sırasında veya otobüs yolculuğu sırasında valizlerin bulunduğu kısım dondurucu soğuklara veya aşırı sıcaklara maruz kalabilir, insülinlerinizin donmasına veya aşırı ısınarak bozulmasına neden olabilir ve seyahatiniz bitip valizlerinizi aldığınızda içine koyduğunuz insülinler bozulmuş ve hiç bir işe yaramaz halde bulabilirsiniz. Bu durum insülinsiz kalmanıza yol açabilir. Seyahat boyunca insülinlerinizi asla yanınızdan ayırmayın. Güvenlik geçişlerinde X ışını vererek valizlerinizi kontrol eden cihazlar insülinlerinizi etkilemez. Yanınıza şeker hastası olduğunuzu, kullandığınız insülinlerin tipi, dozunu ve doktorunuzun telefonunu belirten bir kimlik almayı ihmal etmeyin. Bunu doktorunuzdan veya takip edildiğiniz klinikten temin edebilirsiniz. Bu karta genellikle gümrük kontrollerinde ihtiyacınız olmasa da yanınızda taşımak iyi olabilir. Yalnız başına yaptığınız seyahatlerinizde şuur kaybınıza yol açan her hangi bir sağlık problemi olduğunda size yardım edenlere yol gösterebilir, örneğin ciddi bir hipoglisemi hemen anlaşılabilir ve tedavi edilebilir. Yurt içi veya yurt dışı seyahatlerinizde genellikle eczanelerden insülin temin etmekte bir problem yaşamazsınız. İnsülini seyahatiniz boyunca sürekli dolapta saklamak her zaman mümkün olamaz, ancak insülinin oda sıcaklığında yaklaşık bir ay bozulmayacağını da unutmayın. İnsülininiz Ancak 25 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda uzun süre kalırsa bozulabilir. Yazın park halindeki arabaların sıcaklığı 50-60 dereceye kadar yükselebilir ve bu sıcaklık insülinin bozulmasına sebep olur. İnsülininizi arabanızın içinde asla unutmayınız. Çok sıcak havalarda insülinlerinizi bir termos içinde veya buz kasedi ile soğutulan çantalar içinde saklayabilirsiniz.

Diabetlilere özel çantalar ve İnsulin koruyucuları için tıklayın...

İnsülin donarsa bozulur. Bu nedenle kayak yapmak için gittiğiniz merkezlerde insülininizi arabada bırakmayın, soğukta donabilir. Eğer hava sıcaklığı 0 0C 'nin altında ise insülininizi iç cebinizde taşıyarak donmaktan koruyabilirsiniz. Çoğu kan şekeri ölçüm stripleri hava sıcaklığı çok fazla ise kan şekerinizi olduğundan daha yüksek, hava sıcaklığı çok düşük (0 0C 'nin altında ) ise olduğundan daha düşük ölçülmesine sebep olabilir.

Seyahate çıkarken yanınıza glukoz tabletlerini ve glukagonu aldığınızdan emin olun.Glukagon ile çok şiddetli bir hipoglisemiyi hastaneden çok uzakta olsanız bile rahatlıkla tedavi edebilirsiniz.Seyahat arkadaşlarınıza Glukagon ve glukoz tabletlerinin ne zaman ve nasıl kullanılması gerektiğini mutlaka anlatın.

Kıta Değiştirirken:

Başka kıtalara seyahat ederken yerel zamanla vardığınız yerin zamanı arasındaki fark 6-8 saate kadar varabilir. Batıya giderken 24 saatten daha uzun bir gün, doğuya giderkende daha kısa bir gün yaşarsınız. İnsülin dozunuzu her zaman dilimi için (her saat değişimi için) % 2- 4 oranında arttırıp azaltmalısınız.(Batıya giderken arttırın, doğuya giderken azaltın). İnsülin dozlarınızı uçuş sırasında verilecek yemeklere göre ayarlayın. Basınç değişimleri kaleminizin içindeki insülin kartuşunda hava kabarcıkları birkmesine yol açabilir. Bu durumla karşılaşmamak için injeksiyondan hemen sonra kaleminizin ucuna taktığınız iğne ucunu çıkartın.

Günde 3-5 enjeksiyon yapıyoranız seyahatiniz sırasında her 4-5 saatte bir kısa etkili (berrak, kristalize insülin; actrapid, humulin R, humalog…) insülininizi kullanın. Eğer batıya gidiyorsanız 1-2 ekstra doz yapmanız gerekecektir. Eğer doğuya gidiyorsanız daha az çabuk etkili insülin dozu yapmanız gerekecektir. Gece NPH dozunuzu varacağanız yere vardıktan sonra vardığınız yerdeki saate göre yapmalısınız. Hedefinize vardıktan sonra insülin dozlarını yerel zamana göre yapmalısınız. Uçuş sırasında her yemekten önce kan şekerinizi kontrol etmelisiniz.

Günde 2 kez insülin yapıyorsanız kısa veya uzun bir güne uyum sağlamak kolay olmayabilir. Sizin için en uygunu seyahatiniz süresince yemek öncesi kristalize insülin gece yatarken NPH uygulaması olabilir. Ancak bu metoda seyahatten 1-2 gün önce başlayarak uyum sağlamak uygun olur. Eğer 2 doz rejim uygulanacaksa ve batıya gidiyorsanız (Uzun bir gün) uçakta ekstra yemek öncesi kristalize insülin yapıp akşam yapacağınız dozu vardığınız yerde yapmanız uygun olabilir. Eğer doğuya gidiyorsanız akşam insülini için yaptığınız NPH veya hazır karışım mix insülininizi yapmayın. (Kısa gün) Akşam yemeği öncesi kısa etkili insülin yapıp, uçakta kahvaltınız öncesi (muhtemelen akşam yemeği için yaptığınız kristalize insülinden 5 saat sonra) yine kristalize insülin yapın. Öğle yemeği öncesi de kristalize yapıp akşama vardığınız hedefte daha önce kullandığınız hazır karışım veya NPH insülini uygulayın. Seyahatiniz boyunca özellikle yemek önceleri kan şekerinizi ölçmeyi unutmayın.

Seyahate Çıkarken Yanınıza Almayı Unutmayınız!

  • Ayrı bir çantada (yanınızda olacak) ekstra insülin
  • Ekstra insülin kalemi veya enjektörleri
  • Kan şekeri ölçüm cihazı ve stripleri
  • İdrarda keton ölçümü için stripler
  • Şeker hastası olduğunuzu gösterir bir kimlik
  • Glukoz tabletleri, meyva suyu….
  • Glukagon
  • Derece (ateşiniz yükselirse)
  • Georal gibi ağızdan alacağınız, seyahat sırasında karşılaşabileceğiniz ishalle kaybedeceğiniz suyu ve tuzu yerine koymak için hazır tozlar. 1 lt içme suyuna koyarak karıştırıp ishale bağlı olarak ortaya çıkabilecek sıvı ve tuz kaybınızı yerine koymak amacıyla içmek için.
  • Doktorunuzun telefon, fax, e-mail'i
  • Seyahat sağlık sigortası
  • Sıcak yerlere seyahatleriniz için insülinlerinizin sıcakta bozulmasını önleyecek taşıma çantası ve buz kasedi veya termos.

    Mutlu yolculuklar...

    Dr. Oguzhan DeyneliSeyahat etmek bir çok insan için hayatın önemli bir parçasıdır ve sadece diyabetiniz olduğu için bu aktiviteden mahrum kalmamalısınız. Eğer seyahat öncesi ayrıntıları gözden geçirir ve seyahat planınızı bunlara göre yaparsanız dünyanın her yerine her türlü seyahat aracını kullanarak gidebilirsiniz. Ancak seyahatiniz sırasında kan şekerinizi ölçebilmeli ve bu ölçümlere göre ayarladığınız insülin dozlarını uygulayabilmelisiniz.

  •  

     

    Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

    KARAPENCE

    BOARD CHEF

    • male
    • "KARAPENCE" started this thread
    • Deutschland Türkei

    Posts: 14,783

    Date of registration: Sep 21st 2000

    Location: Tokat/TÜRKIYE Hamburg/ALMANYA

    Occupation: WEBMASTER

    Hobbies: Güzel olan her sey

    Level: 62 [?]

    Experience: 73,364,032

    Next Level: 74,818,307

    Danksagungen: 6083

    • Send private message

    Steinbock

    16

    Wednesday, February 21st 2007, 7:17pm

    Kein Titel

    Kan Yağları Yüksekliği

    Kolesterol ve Trigliserit:

    Kan dolaşımımızda iki ana çeşit yağ mevcuttur. Kolesterol ve trigliserid. Kolesterol vücutta hayati öneme sahip kimyasal bir maddedir. Kolesterol olmadan hayat devam edemez. Ancak, kolesterol veya trigliserid düzeylerinin kanda fazlalığı da en önemli ölüm nedenlerinden olan koroner arter hastalığı gelişimi için risk faktörleridir.

    Kolesterol, vücudumuzdaki bütün hücrelerin zarlarında bulunan hayati bir maddedir. Bunun yanı sıra safranın ve bazı hormonların yapısal parçasıdır. Trigliseritler ise besindeki enerjinin vücudumuzdaki hücrelere taşınması için önemli rol oynarlar.

    Kanda yağların taşınmasında rol oynayan lipoproteinler, yoğunluklarına göre ayrılırlar. Yoğunlukları da kolesterol ve trigliserid içeriklerine göre değişir. En yoğun ve en küçük hacimli olan lipoprotein, HDL (High density lipoprotein-yüksek yoğunluklu lipoprotein) kolesteroldür. Damar duvarındaki kolesterolü alarak karaciğere götürür. Kanda düzeylerinin yüksekliği, kalp krizi olasılığını azalttığı için iyi kolesterol olarak da bilinir. Daha az yoğunlukta olan LDL Kolesterolün (Low density lipoprotein-düşük yoğunluklu lipoprotein) kanda yüksekliği ise koroner olay ihtimalini arttırdığı için "kötü kolesterol" olarak bilinir. En az yoğun ve en büyük lipoprotein VLDL (Very low density lipoprotein-çok düşük yoğunluklu lipoprotein) dir.

    İnsanlarda kolesterolun kaynağı 1) Karaciğerde kolesterol üretiminden (1000 mg/gün), 2) Yemeklerle alınan besinlerden (400-500 mg/gün) olabilir. Yumurta sarısı, kırmızı et ve ürünleri, süt ve süt ürünleri, kümes hayvanlarından elde edilen yağlı besinler, yüksek oranda kolesterol içeren besinlerdir.

    Koroner arter hastalığı riski:

    Koroner arter hastalığında (KAH) damarı daraltan kolesterol, pıhtı ve hücrelerden oluşan plaklar nedeniyle atardamarlar tıkanarak kan akımı tümü ile engellenebilir, kan ile beslenemeyen kalp hücreleri ölebilir ve kalp görevlerini yerine getiremez hale gelir. Sonuç ölümdür. Yüksek kolesterol, LDL kolesterol koroner arter hastalığı riskini arttırır, öte yandan HDL kolesterol yüksekliği bu olasılığı azaltır.

    KAH geliştirmede rol oynayan risk faktörleri aşağıda sıralanmıştır.
    • Sigara içmek
    • Hipertansiyon ( Kan basıncı >= 140/90 mmHg veya tansiyon ilacı kullananlar)
    • Düşük HDL Kolesterol ( < 40 mg/dl) ( HDL Kolesterolün 60 mg/dl ve üzerinde olması bir olumsuz KAH risk faktörü varlığını ortadan kaldırır)
    • Ailede erken KAH varlığı (Ailede birinci derece erkek akrabalarda 55 yaşından önce veya kadın akrabalarda 65 yaşından önce KAH var ise)
    • Yaş (Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde iseniz; kadınlarda 55 yaş ve üzerinde iseniz veya menapozda iseniz)

    Koroner arter hastalığından korunmada risk faktörlerine göre LDL kolesterolün hedef değerlere indirilmesi önemlidir.

    Risk Faktörlerine Göre LDL Kolesterol Hedefleri:

    Risk Kategorisi Hedef LDL (mg/dl)
    KAH veya Diabetes Mellitus varlığı < 100
    Diabetes Mellitus ve ateroskleroz < 70
    İki veya daha çok risk faktörü < 130
    Bir veya daha az risk faktörü < 160

    Kan yağları yüksekliği saptanan bireylerde mutlaka kan yağlarını yükselten diğer hastalıkların da olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

    Bunlar arasında
    • Kontrolsüz şeker hastalığı
    • Hipotiroidi
    • Karaciğer hastalığı (Obstrüktif tip)
    • Kronik böbrek yetmezliği
    • İlaçlar (Kortizol ve benzeri ilaçlar, progesteron)
    sayılabilir.

    Kolesterol değerleri hedef değerlerden yüksek bireylerde diyet ve egzersiz yeterli değilse ilaç tedavisi başlanmalıdır. LDL kolesterol değerlerini düşürmede statin grubu ilaçlar oldukça etkilidir. Bunun yanı sıra kolesterolü bağlayan reçineler, trigliserit yüksekliğini etkin olarak düşüren fibrat grubu ilaçlarda kullanılmaktadır. Bu ilaçların doktor kontrolünde ve ömür boyu kullanılması gereklidir. Çok nadir olarak yol açabildikleri karaciğer ve kas enzimlerinde yükselme dolayısıyla bu ilaçlar için duyulan endişe abartılıdır. Bu çok nadir yan etki için kolesterol kontrolü ile birlikte karaciğer testleride doktorunuz tarafından kontrol edilir.

    Kan yağları değerlerinin normale indirilmesi herkesin olduğu gibi özellikle şeker hastalarının yaşam sürelerini de uzatacaktır. Sağlıklı, sorunsuz, mutlu bir yaşam dileğiyle...

    Saygılarımla,
    Dr. Oğuzhan Deyneli

     

    Dikkat! NextDown.net den DOSYA indiremiyenler mutlaka burayı okusunlar TIKLAYINIZ

    Counter:

    Hits today: 4,229 | Hits yesterday: 5,114 | Hits record: 19,314 | Hits total: 4,013,614 Average hits: 3,858.55 | Clicks today: 28,066 | Clicks yesterday: 26,943 | Clicks total: 37,010,493 | Clicks record: 177,791 | Clicks avarage: 35,580.6 Counter age (days): 1,040.19 | Counts since: Jun 18th 2011, 2:13pm

    Zirve1 en iyi Türk Siteleri
    Zirve1 en iyi Türk Siteleri